conatus

[Tr. Alt. çaba] [İng. endeavour, striving] [Fr. effort] [Alm. Streben]

1- (Genel tanımı) Latince conari (çabalamak, denemek, girişmek) fiilinden gelir. Kavramsal kökleri Stoacılığın hormesine (ὁρμή ‒yönelme veya kaçınma biçiminde ilk ruhsal eğilim, içtepi) kadar uzanır. Skolastik doğa felsefesinde, dış bir hareket kaynağı tarafından engellenen bir cismin doğal yerine dönme yönündeki içsel eğilimi anlamında kullanılmıştır. Cismin doğal hareketinden ziyade bunun için sarf ettiği kuvvet olarak anlaşılmıştır. 16. ve 17. yüzyıl fiziğinde, hareket felsefesinde ve psikolojisinde yenilenmiş bir anlamla önem kazanır. Empirizmin kuvvet kavramını sorgulayışıyla birlikte hareket felsefesindeki etkisi yitmiş ve günümüzde daha çok Spinoza’nın ontolojik-etik yorumuyla bilinir olmuştur. 

2- (Descartes’ta) Maddi doğayı potansiyel ve erek nosyonlarına başvurmadan mekanik yasalarla açıklamaya girişen Descartes, buna uygun olarak hareket ve conatus kavramlarını da dönüştürmüştür. Aristotelesçi doğal hareket kavramını ve skolastikteki durağanlığın şeylerin doğal durumu olduğu görüşünü reddetmiştir. Hareket halindeki bir şeyin, şeylerin durumunu koruma ilkesi gereği ‒1. doğa yasası‒, hareket etmeye devam edeceğini bildirmiştir (Felsefenin İlkeleri II: 37). 2. doğa yasası ise her hareketin doğrusal olması, bir daire içinde hareket eden bir cismin dairenin merkezinden uzaklaşmaya meyletmesidir (Lat. tendere, Fr. tendre) (II: 39). Conatus, doğrusal harekete olan bu meyil veya merkezkaç kuvvettir. Doğrusal hareketin kendisi değil, onu korumaya yönelik içsel eğilimdir. Bu eğilim bir cisim dairesel harekete zorlandığında, onun esas doğrusal hareketi engellendiğinde gerçekleşir (III: 55-64).         

3- (Hobbes’ta) Descartes gibi Aristotelesçi paradigmayı reddeden, fakat Descartes’taki kuvvet ile aktif hareket arasındaki ayrımı da silikleştirmeye çalışan Hobbes için conatus, “sayıyla belirlenebilen veya saptanabilenden daha küçük bir mekân ve zamanda” gerçekleşen, bu sebeple gözlemlenemeyen, anlık ve başlangıç halindeki hareketlerdir (EW I/3 15:2). Cisimler kadar canlılarda, dolayısıyla insanda da mevcuttur. Leviathan’da, insanın istemli hareketlerinin dışarıdan görülmeden önceki küçük başlangıçları olarak tanımlanmıştır (VI:1). Bu hareketleri tetikleyen, dışsal şeylerin duyumlarından kalan imgesel izlerdir. Conatus, dışsal şeye yönelim biçimindeyse iştah (appetite) veya arzu (desire), şeyden kaçınma biçimindeyse tiksinme (aversion) olarak adlandırılır (VI:2). Tüm felsefesini maddi hareket ve etki-tepki ilişkisi üzerine inşa eden Hobbes, zihin ve duygular teorisini de bu iki temel conatus biçimine dayandırmıştır.

4- (Spinoza’da) Conatusa dair yorumunda Stoacı izleri koruyan, kısmen Descartes fiziğinden kısmen de Hobbes psikolojisinden öğeler alan Spinoza, onu kendi monist güç ontolojisinin temel kavramlarından biri haline getirmiştir. Bu ontolojiye göre Tanrı’nın özü edimsel güçtür. Tekil şeylerin özleri tanrısal gücün kısmi ifadeleridir. Tanrı’nın dışı yoktur ve tüm bireyleşmeler onun içinde gerçekleşir. Tekil bir şey kısmi güce sahip olduğundan ve Descartes’ın boşluğa ve öz yıkıma yer vermeyen fiziğine uygun biçimde diğer tekil şeylerle çevrelendiğinden, özünü oluşturan gücü conatus formunda ifade eder ve varlığını korumak için sürekli bir çaba veya direnç gösterir. Spinoza Descartes’ın aksine ve Hobbes gibi conatusu eğilimden ziyade hareket olarak kavramıştır.  Ayrıca insani conatusu etik ve politik çıkarımlarının tek temeli olarak kabul etmiştir. Spinoza’ya göre insanın varlığını koruma çabasına dayanmayan etik ve politik teoriler ütopiktir. (Ethica 3 P6-7; Politik İnceleme III:18).

5- (Leibniz’de) 17. yüzyıl felsefesinin başlıca gündemi antikler ile modernler ihtilafıdır. Bu tartışmayı iyi bilen Leibniz kendi sistemini kurarken iki geleneği uzlaştırmak istemiştir. Dirimselci conatus yorumunda da bu yöndeki girişiminin etkisi hissedilir. Leibniz için madde, Descartes’ta olduğu gibi uzamdan ibaret değildir. Her cisimde “onun en içteki doğasını oluşturan”, bu sebeple dışarıdan görülmeyen, “uzama öncel doğal bir kuvvet” vardır. Conatus bu kuvvetin adıdır. Maddi doğada geometrinin ve uzamın konusunu oluşturanlar dışındaki tüm içsel öğeler bu kuvvetle ilişkilendirilmelidir. Kuvveti maddi tözün mutlak ve asli niteliği, dışsal hareketi de onun bir görünümü haline getiren bu kabulle Leibniz, antik öğretilere hak ettikleri değeri verdiğini düşünür (“Specimen dynamicum”, 435-436).

KAYNAKÇA

Descartes, René. Felsefenin İlkeleri. Çeviren Mesut Akın. İstanbul: Say, 2004.

Garau, Rodolfo. “Late-scholastic and Cartesian conatus”. Intellectual History Review, sayı 24/4 (2014): 479-494.

Hobbes, Thomas. The English Works of Thomas Hobbes (EW) Cilt I. Hazırlayan Sir William Molesworth. Londra: John Bohn, 1839.

Hobbes, Thomas. Leviathan. Çeviren Semih Lim. İstanbul: YKY, 1993.

Leibniz, Gottfried Wilhelm. “Specimen dynamicum, 1695”. Philosophical Papers and Letters içinde, 435-452. Hazırlayan ve Çeviren Leroy E. Loemker. Dordrecht: Kluwer 1989 (1956).

Nail, Thomas. Being and Motion. New York: Oxford UP, 2019.

Peters, E. Francis. Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü. Hazırlayan ve Çeviren Hakkı Hünler. İstanbul: Paradigma, 2004.

Spinoza, Benedictus. Ethica. Çeviren Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Alfa, 2014.

Spinoza, Benedictus. Politik İnceleme. Çeviren Murat Erşen. Ankara: Doğu Batı, 2018.

Yazar : Eylem CANASLAN (Kırklareli Üniversitesi)