Aydınlanma

[Alm. Aufklärung] [Fr. Lumières] [İng. Enlightenment] [Es. T. tenevvür]

Terim, 18. yüzyıl düşünürlerinin kendi çağlarını tanımlamak için kullandıkları bir ‘öz-adlandırma’dır (self-designation). D'Alembert, bu çağı ‘felsefe yüzyılı’ (siècle de philosophie par excellence) olarak adlandırırken, terimin en meşhur tanım denemesi Immanuel Kant'ın 1784 tarihli ‘Aydınlanma Nedir?’ (Was ist Aufklärung?) makalesidir.

Aydınlanma’nın Düşünce Biçimi. Aydınlanma felsefesi, belirli dogmalardan veya öğretilerden ziyade, özgün bir felsefi düşünme biçimi ve entelektüel enerji ile karakterize olur. 17. yüzyılda Descartes veya Spinoza gibi filozofların aksiyomlardan yola çıkarak büyük metafiziksel yapılar kuran ‘sistem ruhunu’ (esprit de système) reddetmiştir. Bunun yerine, olgular arasında içkin bağlantıyı arayan ‘sistematik ruhu’ (esprit systématique) benimsemiştir.

Bu dönemin merkezinde ‘akıl’ (raison) kavramı yer alır. Ancak akıl, doğuştan gelen ‘ezeli hakikatler’ veya fikirlerin bulunduğu statik bir ‘hazine’ olarak görülmez. Akıl, bir mülkiyetten çok bir edinim olarak yeniden tanımlanır; hakikati keşfetme ve belirlemede rehberlik eden özgün bir entelektüel güç veya enerji olarak anlaşılır. Aklın temel işlevi, mevcut verileri, gelenekleri ve otoriteleri çözmek (analiz) ve bu unsurlardan yeni bir yapı (sentez) inşa etmektir.

Bu metodolojik ideal, Descartes'ın tümdengelimci yönteminden ziyade, Newton'un doğa bilimlerinde kullandığı analitik yöntemden alınmıştır. Bu yaklaşım, ilkelerden (a priori) olgulara değil, olguların (deney verilerinin) gözlemlenmesinden ilkelere (araştırmanın hedefine) doğru ilerler. Bu ‘olguların mantığı’, doğa bilimlerinin yanı sıra psikolojiye (Locke, Condillac), sosyoloji ve devlet teorisine (Hobbes, Montesquieu), din felsefesine ve estetiğe de uygulanmıştır.

Başlıca Aydınlanma Düşünürleri. Aydınlanma, tek bir coğrafyaya veya doktrine sıkıştırılamayacak kadar çeşitli bir entelektüel hareketti. Farklı ulusal bağlamlarda, farklı vurgularla ortaya çıkmıştır. Bu döneme yön veren başlıca düşünürler genellikle coğrafi ve felsefi odaklarına göre sınıflandırılır:

 -Fransız Aydınlanması. Hareketin en bilinen merkezlerinden biridir. Encyclopédie (Ansiklopedi) projesine liderlik eden Denis Diderot ve Jean le Rond d'Alembert, bilginin yayılmasını savunmuştur. Montesquieu, Kanunların Ruhu adlı eserinde güçler ayrılığı ilkesini geliştirmiştir. Voltaire, özellikle dinsel hoşgörüsüzlüğe ve kurumsal dine karşı keskin eleştiriler yöneltmiştir. Jean-Jacques Rousseau ise, Toplum Sözleşmesi ile siyaset felsefesini derinden etkilemiş, ancak aynı zamanda Aydınlanma'nın akılcılığına yönelik karmaşık ve eleştirel bir konumda durmuştur.

 -İskoç Aydınlanması. Empirizm (deneycilik) ve ahlak felsefesi üzerine yoğunlaşmıştır. David Hume, radikal şüpheciliği ve nedensellik eleştirisiyle öne çıkarken, Adam Smith Ulusların Zenginliği ile modern iktisat biliminin temellerini atmıştır.

 -İngiliz Aydınlanması. Genellikle hareketin öncüsü olarak kabul edilen John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme ile modern empirizmin, Hükümet Üzerine İki İnceleme ile de liberal siyaset teorisinin kurucu figürü olmuştur.

 -Alman Aydınlanması. Felsefi açıdan en derinlikli tartışmaların yürütüldüğü yerdir. Immanuel Kant, Aydınlanma Nedir? makalesiyle hareketi tanımlamaya çalışmış ve Saf Aklın Eleştirisi ile felsefede "Kopernik devrimi" olarak bilinen eleştirel felsefesini kurmuştur. Gotthold Ephraim Lessing ve Moses Mendelssohn da bu geleneğin önemli isimlerindendir.

 -Amerikan Aydınlanması. Avrupa'daki fikirlerin siyasi pratiğe döküldüğü bir alan olmuştur. Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve Thomas Paine gibi "Kurucu Babalar", Aydınlanma ilkelerini (bireysel haklar, cumhuriyetçilik, dinsel özgürlük) Amerikan Devrimi'nin temeli olarak kullanmışlardır.

Aydınlanma Üzerine Akademik Tartışmalar. Aydınlanma'nın nasıl anlaşılması gerektiği, modern fikirler tarihinin temel tartışmalarından biridir.

 -Tekil Aydınlanma Görüşü: Ernst Cassirer (Aydınlanma Felsefesi) ve Peter Gay gibi erken dönem tarihçileri, Aydınlanma'yı ‘felsefi ruhun fenomenolojisi’ veya ‘küçük bir filozoflar sürüsünün’ eseri olarak, bütüncül ve tekil bir olgu şeklinde ele almıştır. Dan Edelstein da Aydınlanma'nın tekil, seküler ve ‘Paris yapımı’ olduğunu, ‘Modernler’ ve ‘Antikler’ arasındaki tartışmadan doğduğunu ve buradan Avrupa'ya yayıldığını savunur.

 -Çoğul Aydınlanmalar Görüşü: J.G.A. Pocock gibi ‘Cambridge Okulu’ tarihçileri, tek bir ‘Aydınlanma’ (the Enlightenment) fikrine karşı çıkarak, farklı ‘söylemler’ temelinde gelişen çoğul ‘Aydınlanmalar’ (enlightenments) olduğunu öne sürmüştür (örn. Radikal, Ilımlı, İskoç, Alman).

 -Pratik Odaklı Görüş: Bazı akademisyenler ise Aydınlanma'yı sadece elitlerin fikirlerine odaklanarak anlamanın yetersiz olduğunu belirtir. Bu görüş, kamusal alanın ortaya çıkışı, salonlar ve kulüpler, ansiklopedi ve roman gibi yeni edebi türler ve yeni teknolojiler gibi pratiklere odaklanmanın önemini vurgular. Örneğin, devrim öncesi Boston'daki Amerikan Aydınlanması, Fransız anlatısına ihtiyaç duymadan, Britanya hukuk geleneği ve klasik cumhuriyetçilik temelinde kendi siyasi direnişini (Amerikan Devrimi) oluşturmuştur.

KAYNAKÇA

Cassirer, Ernst. The Philosophy of the Enlightenment. Çeviren Fritz C. A. Koelln ve James P. Pettegrove. Boston: Beacon Press, 1955.

Schmidt, James. ‘Enlightenment as Concept and Context’. Journal of the History of Ideas 75, sy. 4 (2014): 677-685.

Warner, William B. ‘The Enlightenment: A (French) Restoration’. The Eighteenth Century 54, sy. 3 (2013): 415-419.

Yazar : Mete Han ARITÜRK (Afyon Kocatepe Üniversitesi)