bilgi
[Alm. Erkenntnis] [Fr. connaissance] [İng. knowledge] [Es. T. mâlûmat, mârifet]
Özne ve nesne, bilen ve bilinen arasındaki kasıtlı yönelim sonucunda ortaya çıkan ilişkinin ürünüdür. Yine, bir şeyin bilincinde olmak, deneyim yoluyla sunulmuş olanın algılanması ile oluşan tanışıklık durumu, bilincin gelişme ve yetkinleşme süreci ve son olarak bir olgu, durum, doğru ya da ilkeye ilişkin bilinçlilik durumu veya açık algı anlamlarına gelir.
-Bilginin mahiyeti ile ilgili sorgulamalar ya da bilgiyi tanımlama çabaları Antik Yunan düşünürlerine kadar geri götürülebilir. Antik Yunan düşüncesinde temel problem varlığın ilk ilkesi/arkhe olsa da Elea Okulu kurucusu Parmenides ilk defa asıl gerçeklik ve görünüş arasında ayrım yaptığında gerçekliğin bilgisi ve görünüşün bilgisine de işaret etmiş olur. Böylece Parmenides’in bilgi tartışmalarını başlattığı, bilgi ve sanı/doxa arasında belirgin bir ayrıma gittiği ifade edilebilir. Platon’un Theaetetos diyaloğunda yaptığı bilgi tanımı da büyük oranda Parmenides düşüncesinden beslenir. Uzun süre yaygın olarak benimsenen bu tanıma göre bilgi ‘gerekçelendirilmiş doğru inanç’tır. Hakiki bilgi ve sanı/doksa arasındaki ayrımı kendi düşüncesinde devam ettiren Platon için hakiki bilgi ideaların bilgisi ya da epistemedir. Ruhun derinliklerinde bulunan episteme duyum ya da akıl yolu ile değil üstün bir kavrayış ya da diyalektik düşünme yolu ile elde edilir. Aristoteles ise bilgi söz konusu olduğunda iki temel yeti olarak duyum ve akla işaret eder. Duyumun algılanan nesnenin, madde olmadan algılanabilir formunu algılamak ve akıl yürütmenin ise akılla anlaşılabilir formu almaktan oluştuğunu savunur. Duyum aracılığı ile dış dünyadaki varlıkların imgeleri alınır, bunlar etkin akıl tarafından işleme tabi tutulur yani sınıflandırılır ve sonra da belli bir grubun üyelerinin hepsinde ortak olan yönler soyutlanarak yeni bir ürün elde edilir. Aristoteles’te nous veya tümevarıma dayalı olarak elde edilen bu bilgi ilk ilkelerin bilgisidir. Olduğundan başka türlü olamayanların bilgisi yani episteme ise tümel olan bağlantıları ortaya çıkaran ve zorunlu olarak doğru olan bilimsel bilgidir. Son olarak duyumcu bir bilgi anlayışı sergileyen Epiküros’a göre bilgi, duyu organlarının uyarılması ile ortaya çıkan, duyumların yinelenmeleri ile nesneyi uygun bir şekilde yansıtan şey olarak tanımlanır.
-Teolojik Orta çağ anlayışları içinde bilgi, İlahi Hakikat ya da ezeli-ebedi, zorunlu doğrularla ilgili olan kavrayış olarak tanımlanır ve ancak sezgisel olarak ulaşılabilecek bir şey şeklinde ifade edilir.
-Modern dönem ile birlikte sezgisel bilgi kavrayışı yerini büyük oranda akıl ve deney yolu ile kazanıldığı düşünülen akli bilgi ile deneysel bilgiye ve onlar arasındaki çatışmaya bırakır. Bilgi, Descartes açısından kesin, gerçek ve zorunlu olan yanında fiziksel şeylerin tasarımları olan ideleri de kapsayan zihin içerikleri anlamına gelirken Locke için duyu deneyimi sonucunda elde edilen ide ya da tasarımlar ve bunlar arasındaki ilişkilerin algılanması olarak anlaşılır. Bilginin aklın doğuştan sahip olduğu bir şey mi yoksa deneyim sonucu sonradan kazanılan bir şey mi olduğu tartışması Kant’ın 18. yüzyılda yapacağı senteze kadar devam eder. Bu sentezde akıl ve deney ortaklığını vurgulayan Kant’a göre bilgi, duyu verilerinin aklın kategorileri tarafından işlenmesi sonucu ortaya çıkan üründür. Buna göre, bilgi ne sadece duyular ne de akıl ile ilintilidir. Deney ile başlar ve aklın apriori kategorileri vasıtasıyla işlenerek tamamlanır. Nesneler yalnızca insan zihninin yapısı ve apriori formlarına uygun olarak bilinebilir ve insan zihni duyusal dünyanın sınırlarını aşmaya çalıştığında çelişkiye düşecektir.
-19. ve 20. yüzyıllarda pozitivizmin etkisi ile bilgiden daha çok pozitif bilgi, yani olgulara dayalı olarak inşa edilen dolayısıyla deney ve gözleme dayalı olan, kanıtlanabilir önermeler bütünü anlaşılır. Mantıkçı pozitivistler bir önermenin bilgi olarak sayılabilmesinden öte anlamlı oluşunu da bu nitelik ile sınırlandırır. Bu açıdan bakıldığında pozitivizmin insan bilgisinin yapısı ve içeriği noktasında ampirist gelenekten beslendiği söylenebilir.
-Yine 19. ve 20. Yüzyıla hâkim olan Kıta Epistemolojisi bilginin oluşumunda etkin olan özne ve nesne dikotomisini bozarak bilginin elde edilme ve oluşum süreçlerinde özne ve nesne dışında başka faktörlerin de etkin rol oynayacağını dile getirmiştir ve nesnel gerçeklik zeminini bir önermenin anlamlı ya da doğru olması koşulunu sağlayan bir ölçüt olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda bilgi Foucault’a göre, zaman dışı ve değişmez özlere değil de değişen tarihsel koşullar üzerine yoğunlaşan, şeyleri birbirlerine yakınlaştıran benzerlik ilkelerden değil de şeyleri birbirinden ayırt etmeye yarayan ilkelerden türetilen önermeler olarak ifade edilir. Saussure ise bilgiyi gösteren ve gösterilen arasındaki nesnel gerçeklik zemininden uzak, tamamıyla uzlaşıma dayalı ve bütünüyle keyfi olan ilişkinin ürünü olarak tanımlar.
Bilgi var olan ile ilgilidir. İlişkili olduğu ya da temsil ettiği varlık alanına göre farklı isimler alır ve özellikler sergiler. Örneğin; bilimsel bilgi nesnel, genel geçer, deney ve gözleme dayalı, kanıtlanabilir ve denetlenebilir iken felsefi bilgi öznel, soyut, kavramsal, kuramsal ve kurgusaldır.
KAYNAKÇA
Cevizci, Ahmet. Bilgi Felsefesi. Ankara: Say Yayınları, 2015.
Audi, Robert. Epistemoloji. Çeviren Melis Tuncel. Ankara: Nobel Yayınları, 2018.
Çelik, Sara. Bilgi Felsefesi İlkçağ’dan Yeniçağ’a. İstanbul: Doruk Yayınları, 2016.
Çelik, Sara. Yeni Çağda Bilgi Felsefesi. İstanbul: Doruk Yayınları, 2015.
Hacıkadiroğlu, Vehbi, Bilgi Felsefesi. İstanbul: Cem Yayınevi, 2002.
Yazar : Bahtinur MÖNGÜ (Erzurum Teknik Üniversitesi)