Cicero, Marcus Tullius
[Tr. Alt. Çiçero] [Lat. Marcus Tullius Cicero] [Fr. Cicéron] [It. Cicerone] [Sp. Cicerón]
Roma Cumhuriyeti’nin son dönemlerinde yaşamış en ünlü devlet adamlarından biri, iyi bir hatip ve düşünür ve Roma’nın nesir türünde eserler veren en büyük ustalarından biridir. Antik Yunan felsefesinin Latinceye aktarılabilmesi ve yeniden yorumlanabilmesi için uzun uğraşlar veren düşünür, Latince felsefi terminolojinin oluşmasını sağlamış, bu sebeple eserleriyle Antikçağdan Rönesans’a, Aydınlanmadan günümüze kadar sonraki çağlarda da büyük etki yaratmıştır.
Yaşamı. Marcus Tullius Cicero, MÖ. 106 yılında Roma’nın güneydoğusundaki Arpinum’da atlı sınıfa mensup bir ailenin oğlu olarak doğar, yaşamı boyunca aldığı eğitimlerle ailesi içinde devlet yönetiminde yer alan ilk kişi olduğundan homo novus (yeni insan/kişi) sıfatıyla anılır. 63 yıllık yaşamına bir kaçış, bir sürgün, iki çocuk ve iki evlilik sığdıran Cicero’nun yaşamının son yılları hiç tahmin edemeyeceği şekilde değişir. Kızı Tullia MÖ 45 yılında doğum yaparken beklenmedik bir şekilde yaşamını yitirir ve onunla yakın ilişkisi olan Cicero bu ölümle derinden sarsılır. Tüm hayatı boyunca ideal bir Romalı gibi, görev bilinciyle devletine sahip çıkar, iyi bir hatip ve politikacı olup devlet işlerinde etkin roller üstlenir; 75’te quaestor, 66’da praetor, 63’te consul ve 51-50 yıllarında proconsul görevlerini yapar. Ünlü söylevi In Catilinam (Catilina Söylevi/Tertibi) siyasi yükselişinin ve senatoda nasıl etkili olduğunun kanıtı gibidir, Catilina’nın kurduğu komploları ortaya çıkarıp, onu ve yandaşlarını etkisiz hale getirerek Roma’nın Babası, Pater Patriae, unvanını da alır. Yaşamı baştan itibaren Roma’nın oldukça çalkantılı sürecine denk gelir; öncelikle Marius ve Sulla arasındaki iç savaş, ardından Caesar ve Pompeius arasındaki dönüştürücü iş savaş ve son olarak da kurulan triumvirliklerde yaşanan sarsıcı olaylara şahitlik eder. Bir cumhuriyet yanlısı ve Roma’nın ata geleneğinin savunucusu olarak yaşadığından, Caesar’ın yönetimde etkin olduğu dönemde siyasi sahneden çekilmek durumunda bırakılır, ancak pratik olarak bırakmış olsa da teorik olarak çalışmalarını sürdürür ve kurulmasını arzuladığı ideal Roma için eserler yazmaya devam eder. Cicero, Roma Cumhuriyetinin parlak bir döneminde yaşar, yıkılırken 7 Aralık 43 yılında öldürülür; başı ve elleri Roma forumunda sergilenir, ölümü ifade özgürlüğünün sonlanmasının sembolü gibidir.
Eserleri. Söylevler: Pro Quinctio, Pro Roscio Amerino, In Verrem I–V, Pro Fonteio, Pro Caecina, Pro Cluentio, De Imperio Cn. Pompei (Pro Lege Manilia), Pro Rabirio, In Catilinam I–IV, Pro Murena, Pro Sulla, Pro Archia Poeta, Pro Sestio, In Vatinium, Pro Caelio, De Haruspicum Responsis, Pro Balbo, In Pisonem, Pro Plancio, Pro Rabirio Postumo, Pro Milone, Pro Marcello, Pro Ligario, Pro Rege Deiotaro, Philippicae I–XIV.
Retorik ve Felsefe Eserleri: De Inventione, De Oratore, Partitiones Oratoriae, Brutus, Orator, De Optimo Genere Oratorum, Paradoxa Stoicorum, Topica, De Re Publica, De Legibus, Hortensius, Academica, Timaeus, De Finibus Bonorum et Malorum, Tusculanae Disputationes, De Natura Deorum, De Divinatione, De Fato, De Senectute, De Amicitia
Düşüncesi. Cicero, hem felsefeye hem de edebiyata ilgi duyar; doğası gereği öğrenmeye ve bilgeliğe yatkındır. Bilgiye açıklığı onu hiçbir edebî türden ya da çalışma alanından uzak tutmaz. Bu yönü, kariyerinin ilk yıllarında hitabet ve edebiyatla, ilerleyen dönemlerdeyse felsefeyle yoğun biçimde ilgilenmesini sağlar. Cicero için felsefe, Sokrates’te olduğu gibi, temelde ahlaki bir uğraştır: akla dayalı bir yaşam kılavuzu, bir başka deyişle yaşamın felsefesidir. Akademia, Peripatetikler ve Stoacılardan etkilenerek bu öğretileri sentezleme çabası, onun eklektik felsefe anlayışını biçimlendirmiştir. Ancak Cicero’nun yaklaşımı çoğunlukla hocası Larissalı Philon’un eleştirel tutumuna yakındır. Konuları şüpheci bir bakışla ele alır ve çok yönlü tartışmaktan vazgeçmez. Bu nedenle, onun özgün felsefi yöntemi hem farklı felsefi okulların düşüncelerini harmanlayan eklektik bir yapı hem de Yeni Akademia’ya yakın duran sorgulayıcı ve eleştirel bir tutum içerir.
Cicero, Antik Yunan metinlerini ve kavramlarını Latinceye dahil etme çabasıyla dikkat çeker. Bunlardan en önemlileri Platon’un Devlet’inden (Politeia) hareketle yazdığı, ideal bir Roma’nın ve Platon’un öte dünyasının tasvirini genişlettiği, De Re Publica (54-51); bir başkası Yasalar (Nomoi) ile aynı ismi taşıyan De Legibus’tur (52). Bu eserlerin kaleme alındığı süreçte, özellikle adalet ve yasa koyuculuk üzerine derin incelemeler yaptığı, Stoacı düşünceden hareketle “doğal hukuk” (lex naturae) kavramını tartıştığı, Roma dini ve yürürlükteki yasalar hakkında bu perspektiften ayrıntılı bir döküm yaptığı görülür.
Öte yandan Cicero, De Oratore eserinde ideal hatip (doctus orator) yetiştirmeyi amaçlayan yeni bir eğitim sistemi önerir. Yunan paideia’sını temel alan bu modelde filozof, devlet adamı ile hatibin aynı eğitimi alması gerektiğini savunur. Ona göre felsefe olmadan retorik, retorik olmadan da felsefe mümkün değildir. Böylelikle yedi özgür sanatın da dahil olduğu ve toplumların uygarlaşmasında etkili olan, bu sebeple philantropia kavramını da içeren yeni bir kültür anlayışı olan “humanitas”ı inşa eder. Felsefeyi insana hizmete sunan bu girişim, Romalı bir ideal ortaya çıkarmak üzere kurulmalıdır.
Cicero yaşamın doğal bir itkisi olarak duyulan mutluluğa giden yolun yalnızca bilgelik olduğunu savunur. Hemen her felsefi eserinde, okuduğu felsefe okullarının karşılaştırmasını yapan Cicero, kendisi için Epikurosçuluğun ilkelerinin felsefeyi hazcılıkla örtüştürdüğü, ancak Stoacılığın erdemli yaşama gitmek için gerekli bilgiyi sağladığını açıkça dile getirir. Ona göre yaşamda hiçbir şeyin kölesi olunmamalı, hiçbir şeyden tamamen vazgeçilmemeli ve hiçbir şeyin peşinden körü körüne gidilmemelidir. Cicero’nun etkisinin Antikiteyi aştığı da rahatlıkla söylenebilir. Örneğin, Augustinus’un İtiraflar’ında (Confessiones, III.4.) etkilendiğini belirttiği Hortensius eserinin yazarı olarak Cicero, Ortaçağ düşüncesine de temel oluşturduğu söylenen önemli isimler arasındadır. Bunun sebebi olarak eklektik bakış açısı ileri sürülse de, Yunan felsefesine olan hâkimiyeti ve kendisinden önce adı anılan diğer düşünürler hakkındaki derin bilgi birikimi sistematik olarak bir bilgi aktarımı sağlamış ve geliştirdiği düşünce stilleri Batı kültürünün temeli için gerekli olan kültürel birliğin sağlanmasında başat rol oynamıştır.
KAYNAKÇA
Butler, Shane. The Hand Of Cicero. Taylor & Francis e-Library, 2005.
Corbeill, Anthony. “Cicero and the intellectual milieu of the late Republic”. Cambridge Companion to Cicero. Cambridge University Press, New York. 2013: 9-24.
Dench, Emma. “Cicero and Roman Identity.” Cambridge Companion to Cicero. Cambridge University Press, New York. 2013: 122-137.
Furmann, Manfred. Cicero and The Roman Republic. Trans by W.E. Yill, Blacwell, Oxford, 1992.
Fox, Matthew. Cicero’s Philosophy of History. Oxford University Press, New York. 2007.
Gildenhard, Ingo. Paideia Romana. Cicero's Tusculan Disputations. Cambridge, 2007.
May, James. “Cicero: His Life and Career”, Brill’s Companion to Cicero: Oratory and Rhetoric. May, James M. (Ed.) Köln: Brill, 2002: 1-22.
Mordord, Mark. Roman Philosophers: From the time of Cato the Censor to the death of Marcus Aurelius. Taylor & Francis e-Library, 2003.
Powell, John G. F. “Cicero's Philosophical Works and their Background.” Cicero The Philosopher: Twelve Papers. Powell, John (Ed.) Clarendon Press, Oxford, 2002: 1-37.
Sihler, E. G. Cicero of Arpinum: A Political and Literary Biography. Yale University Press, 1914.
Wood, Neal. Cicero’s Social and Political Thought. University of California Press, New York. 1991.
Wright, M. R. “Cicero on Self-Love and Love of Humanity in De Finibus 3.” Cicero The Philosopher: Twelve Papers. Ed. by Powell, John. Clarendon Press, Oxford, 2002: 171-197.
Yazar : Bengü CENNET COŞKUN (İstanbul Üniversitesi)