coincidentia oppositorum
[Tr. Alt. zıtların birliği; zıtlıkların birliği; karşıtların birliği] [Alm. Zusammenfall der Gegensätze] [Fr. coïncidence des opposés] [İng. unity of opposites]
Sokrates öncesi doğa felsefesinde “zıtların birliği” kavramı, varlığın oluş ve değişim süreçlerini açıklamada temel bir ilke olarak ortaya çıkmıştır. Anaksimandros (MÖ 610–546), evrenin kaynağını belirli bir maddede değil, sınırsız ve belirsiz bir ilkede (arkhe) bulmuş, bu töze apeiron adını vermiştir. Ona göre doğada bulunan her varlık, karşıt niteliklerin (sıcak/soğuk, yaş/kuru) çatışmasından doğar. Kozmos, bu zıtların sürekli mücadele ve yeniden dengeye ulaşma süreci içinde oluşur; böylece doğa, zıtlıkların düzenli bir devinimi olarak anlaşılır. Herakleitos (MÖ 535–475) ise bu düşünceyi geliştirerek, evrenin temelinde maddi bir ilke değil, Logos adını verdiği evrensel bir düzen yasası bulunduğunu ileri sürmüştür. Herakleitos’a göre her şey sürekli bir değişim (“her şey akar” – “panta rhei”) içindedir; fakat bu değişim, zıtların bir aradalığıyla anlam kazanır. Evren, farklılıkların ve zıtlıkların aynı bütünlük içinde var olduğu bir yapıya sahiptir. “Yukarı giden yol ile aşağı giden yol aynıdır” ifadesi, bu eşzamanlı zıtların birliğini simgeler. Herakleitos’a göre değişim, zıtlıkların ardışık ya da eşzamanlı etkileşimiyle gerçekleşir; “soğuk olan ısınır, sıcak olan soğur” sözü, bu dinamik ilişkiyi yansıtır.
Coincidentia oppositorum (zıtların birliği) kavramını felsefi ve teolojik düşünceye sistematik bir şekilde kazandıran isim, Rönesans’ın öncü düşünürlerinden Nicolaus Cusanus (1401-1464) olmuştur. Cusanus bu kavramı, Tanrı’nın mahiyetine ilişkin apofatik (olumsuzlayıcı) bir teolojinin merkezine yerleştirir.
Ona göre, Tanrı, sonlu insan aklının kavrayış sınırlarını aşan, mutlak ve sınırsız bir Varlık’tır (Absolutum Maximum). Sonlu dünyada geçerli olan çelişmezlik ilkesi ve Aristotelesçi mantık, bu mutlak Varlık karşısında yetersiz kalır. Zira Tanrı, tüm olumlu nitelikleri sınırsız bir biçimde kendisinde topladığı gibi, sonlu zihnimizde birbirini dışlayan karşıtlıklar da O’nun varlığında aşılır ve birliğe kavuşur. Örneğin, en büyük (maximum) ile en küçük (minimum), hareket ile dinginlik, sonsuz güç (potentia absoluta) ile sonsuz edim (actus absolutus) gibi zıtlar, Tanrı’da aynı anda ve aynı bağıntı içinde bulunur.
Buradan hareketle Cusanus, Tanrı’yı yalnızca var olan her şeyin nihai varlık zemini değil, aynı zamanda olmayan her şeyin de mutlak yokluğu olarak tanımlar. Bu, O’nun yaratılmış hiçbir varlıkla sınırlandırılamayacak, kategorize edilemeyecek ve dolayısıyla sonlu zıtlıkların ötesinde bir bütünlük teşkil ettiği anlamına gelir. Böylece coincidentia oppositorum, insan zihninin Tanrı’nın birliğini ancak paradoksal ve diyalektik bir formülasyonla ifade edebildiği temel bir metafizik ilkeye dönüşür.
Cusanus’un coincidentia oppositorum (zıtların birliği) doktrini, onun Tanrı anlayışının merkezinde yer almakla birlikte, Tanrı’nın özünün zıtlıklardan müteşekkil olduğunu ima etmez. Aksine, bu kavram, Tanrı’nın yaratılmış, sonlu ve diyalektik dünyaya ilişkin tüm kategorilerin radikal bir biçimde ötesinde olduğunu göstermenin bir aracıdır.
Cusanus’a göre Tanrı, ‘Mutlak Bir’ olarak, her türlü ayrım, çokluk ve zıtlığın kaynağı ve önkoşuludur. O, ‘Başka-olmayan’ (non-aliud) olarak tanımlanır; yani hiçbir şeyle karşılaştırılamaz, zira her türlü zıtlık ve farklılaşma O’ndan sonra gelir ve O’ndan türer. Bu sebeple, Tanrı’nın kendi varlığında zıtlık barındırdığı söylenemez. Coincidentia oppositorum, Tanrı’nın kendi içsel yapısına dair ontolojik bir tanımdan ziyade, sonlu zihnin O’nu kavrayış biçimine işaret eden epistemolojik ve metaforik bir ilkedir.
Yaratılış, Mutlak Bir’den bir “açılım” (explicatio) sürecidir ve zıtlıklar (büyük-küçük, hareket-durgunluk vb.) bu süreçte ortaya çıkar. Dolayısıyla zıtlar, yaratılmış düzende birbirlerini dışlar, ancak insan zihni, onların kökenini düşünürken, bu zıtlıkların nihai kaynağı olan Tanrı’da “bir olduklarını” (complicatio) idrak eder. Bu birlik, zıtların Tanrı’da ontolojik bir varlığa sahip olduğu anlamına gelmez; aksine, Tanrı’nın, yaratılmış dünyadaki tüm diyalektik çatışmaları aşan, farklılaşmamış, mutlak ve basit varlık olduğunu ifade eder. Kısacası, coincidentia oppositorum, Tanrı’nın ne olduğunu değil, yaratılış ve bilgi ile olan ilişkisinde nasıl konumlandığını ve insanın O’na nasıl yaklaşması gerektiğini betimleyen bir modeldir.
Bu kavram daha sonra Mircea Eliade (1907-1986) tarafından mit ve ritüelleri çözümlemek için bir “mitik örüntü” olarak kullanılmıştır. Ona göre kutsal olanın tezahürü, dünyevi deneyimde birbirini dışlayan zıtlıkların (iyi-kötü, saf-kirli vb.) aşıldığı bir birlik anını temsil eder. Yine Carl Jung (1875-1961) bu kavramı bireyin ruhuna (psişesine) uyarlamıştır. Ona göre “benlik” bilinç ve bilinçdışının, eril ve dişil unsurların ve diğer zıt psişik imgelerin birleşerek uyumlu bir bütün oluşturduğu, kişiliğin merkezî örgütleyici ilkesidir. Henry Corbin (1903-1978) ise bu kavramı daha ziyade mistik ve simyasal bir bağlamda ele almıştır. Coincidentia oppositorum onun için, mikrokozmos ile makrokozmosun dönüşümünde ve nihai özdeşliğinde anahtar işlevi gören filozofun taşıdır; yani ruhani yaratımın temel ilkesidir. Modern diyalektik düşüncede ise kavram, varlığın ve düşüncenin temel bir yasası haline gelir. Söz gelimi Hegel (1770-1831), Sonlu-Sonsuz, Özne-Nesne gibi sayısız kavramsal çiftin diyalektik birliğini analiz ederek, gerçekliğin bu zıtların çatışması ve aşılması süreciyle ilerlediğini savunur. Marksist gelenek, Engels (1820-1895)’in Doğanın Diyalektiği eseriyle, zıtların birliği ve mücadelesi yasasını, diyalektik materyalizmin ve doğa felsefesinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsemiştir.
KAYNAKÇA
Cevizci, Ahmet. Paradigma Felsefe Terimleri Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, 2003.
Cusa, Nicholas of. Selected Spiritual Writings, Translated by H. Lawrence Bond, Paulist Press, New York, 1997.
Demir Çiçek, Feyza. Nicolaus Cusanus’ta Tanrı ve İnsan, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya, 2024.
Eliade, Mircea. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi- Cilt III, Muhammed’den Reform Çağına, çev. Ali Berktay, Kabalcı Yay. İstanbul, 2000.
Kranz, Walther. Antik Felsefe Metinler ve Açıklamalar, Çev. Suad Y. Baydur, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1984.
Maurer, Armand. “Nicolaus Cusanus”, Çev. Feyza Demir Çiçek, Felsefe Dünyası, 2(74), 300-312.
Yazar : Nuri ÇİÇEK (Aksaray Üniversitesi)