Koyré, Alexandre

[Rus. Александр Владимирович (Вольфович) Койра // Aleksandır Vladimiroviç (Volfoviç) Koyra] [İng. Alexander Koyre]  

Yaşamı ve Eserleri. Asıl adı Alexandr Vladimirovich (veya Volfovich) Koyra olan Alexandre Koyré, 29 Ağustos 1892’de Rusya’nın Taganrog şehrinde dünyaya gelmiştir. Rus İmparatorluğu döneminde Tiflis, Rostov-na-Donu ve Odessa’da eğitim gördükten sonra Almanya’nın Göttingen kentinde (1908-1911) Edmund Husserl ve David Hilbert’in öğrencisi olmuştur. Koyré, Husserl tarafından tezi onaylanmadığı için, 1912-1913 yıllarında Bergson, Brunschvicg, Lalande, Delbos ve Picavet’in öğrencisi olarak Paris’e gitmiş, orada Collège de France ve Sorbonne’da eğitim görmüştür. 1922 gelindiğinde Koyré, iki doktora tezini de (o zamanki ismiyle, Doctorat ès lettres) tamamlamış aynı yıl Paris’te École pratique des hautes études’de (EPHE) ders vermeye başlamıştır. 1932’de üniversitede onun başkanlığını yapacağı bir Modern Avrupa’da Dini Düşünce Tarihi Bölümü kurulmuş ve buradaki pozisyonunu ölümüne kadar korumuştur. 1932-34, 1936-38 ve 1940-41 yılları arasında Fuad (şimdiki Kahire) Üniversitesi’nde modern felsefeyi tanıtan dersler vermiştir. II. Dünya Savaşı sırasında Koyré, New York şehrinde yaşamış ve 1944 sonbaharında Leo Strauss ve Kurt Riezler’le birlikte New School for Social Research’te ders vermiştir. 1955 ile 1962 arasında her yıl altı ayını Princeton’daki İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde geçirmiş ve ayrıca Harvard, Yale, Chicago, Wisconsin ve Johns Hopkins Üniversitelerinde konuk profesör olarak yer almıştır. Johns Hopkins’teki dersleri, sonradan en bilinen yayınlarından biri olan From the Closed World to the Infinite Universe (Kapalı Dünyadan Sonsuz Evrene, 1957) adlı eserinin çekirdeğini oluşturacaktır. Diğer çalışmaları içinde La Philosophie de Jacob Boehme (Jacob Boehme Felsefesi, 1929), Études galiléennes (Galile Çalışmaları,1939), La Révolution astronomique: Copernic, Kepler, Borelli (Astronomi Devrimi: Kopernik, Kepler, Borelli, 1973), Introduction à la lecture de Platon (Platon Okumaya Giriş, 1994), Metaphysics & Measurement: Essays in Scientific Revolution (Metafizik ve Ölçüm: Bilimsel Devrim Üzerine Denemeler,1968), A Documentary History of the Problem of Fall from Kepler to Newton (Kepler’den Newton’a Düşme Probleminin Belgesel Tarihi, 1955) ve Newtonian Studies (Newton Çalışmaları, 1965) yer almaktadır. Koyré, 28 Nisan 1964’te Paris’te ölmüştür.

Felsefesi. 1930’ların ortalarından itibaren Koyré’nin bilimsel düşünce tarihine yaptığı olağanüstü katkılar, onu yirminci yüzyılın en önde gelen bilim felsefecisi ve tarihçilerinden biri haline getirmiştir. Koyré, Kopernik, Kepler ve Galileo’nun bilimsel devrimine odaklanmış; bilimsel devrimin entelektüel bir devrim ve evrene bakmanın yeni bir yolu olduğunu ve sadece gözlem, deney veya keşfin sonucu olmadığını güçlü bir şekilde savunmuştur. Bilimin ilerlemesinde oluşan entelektüel devrimlerin/ dönüşümlerin kabulü Koyré’nin bilim tarihi ve felsefesi anlayışına getirdiği ayırt edici bir özelliktir. Antik Yunan uygarlığının başlangıcından beri bu dönüşümlerin en büyüğünün, Avrupa’da on yedinci yüzyıl bilimsel devrimi olarak adlandırdığı dönemde meydana geldiğine inanmıştır. O, modern bilimin salt deneyim birikimiyle değil, matematiksel gerçekçiliğin yönlendirdiği teorinin önceliği olan fikirler aracılığıyla kurulduğunu öne sürmüştür. Koyré, modern bilimin temellerinin ardındaki felsefi anlayışın pozitivist veya pragmatik ampirizm değil, matematiksel gerçekçilik olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda Bacon’un veya Comte’un öne sürmüş olduğu bilimin yalnızca verili olgular arasındaki ilişkilerinden yola çıkarak belirli yasaları keşfetmesi gerektiği şeklindeki “pozitivist” bilim anlayışını eleştirmiştir. Bilimin gelişimsel sürecini bir dizi deneysel başarıların art arda dizilimi şeklinde açıklamanın temelde bilimin tarihsel gelişiminin doğru açıklamasını saptırdığını düşünmüştür. Aksine, ona göre bilimsel devrime yol açan asıl felsefi tutum Descartes, Galileo ve Platon’un tutumudur. Koyré, modern düşünceyi yeni bir “düşünce tarzı”, bir devrim ya da düşüncede bir “mutasyon” olarak nitelendirmiştir. Ona göre bilim bu değişimin merkezinde yer alıyordu. Bilimsel devrim olağanüstü bir olaydı; ancak bilim hâlâ özünde teoriydi (theoria). Dünyanın bu teorik yorumu, bir dizi olguya değil, tam anlamıyla matematiksel olan evrensel yasaların anlaşılmasına dayanıyordu. Aslında bilime dair temel yasalar deneyimlerin birikiminden değil, fikirlerin geliştirilmesinden formüle edilecekti. Örneğin gezegenlerin yörüngelerinin eliptik olduğuna dair bilimsel bir inancın savunulabilmesi için, bunun daha önce kabul edilmiş olan inançlarla makul bir şekilde tutarlı olması gerekirdi. Bu inançlar arasında gök cisimlerinin mükemmelliğine dair metafizik inanç ve bunun sonucunda onların yalnızca mükemmel daireler çizerek hareket ettiklerine dair inanç da yer alabilirdi. O halde böyle bir metafizik inanç, bilimsel inançlar için mevcut seçenekleri kısıtlamaktaydı. Ancak bu inanç terk edildikten sonra elipsler kabul edilebilirdi- ya da tarihsel olarak daha doğru bir ifadeyle, elipslerin kabulü daire dogmasının terk edilmesiyle sonuçlanmıştı. İster bilimsel ister metafizik olsun, bir şeyin kabul edilebilmesi için o inanca uyma (ya da onu terk etmeye neden olma) testini geçmesi zorunluydu. O halde, Koyré’nin ilgilendiği bilimsel devrimin ortaya çıkışı, dünyanın elips şeklinde güneşin etrafında döndüğünü anlayacak kadar akıllı insanların nihayet sahneye çıkmasıyla ilgili bir durum değildi. Aksine, bilimsel devrimin sorumluları için önemli olan bu basit ve açık yasaları “keşfetmek” ya da “kurmak” değil, bu keşifleri mümkün kılan çerçeveyi oluşturmak ve geliştirmekti. Başlangıçta zihnimizi yeniden şekillendirmeleri ve yeniden biçimlendirmeleri gerekiyordu; bu, ona bir dizi yeni kavram kazandırmaktır, yeni bir varlığa yaklaşım, yeni bir doğa kavramı, yeni bir bilim kavramı, yani yeni bir felsefe geliştirmektir. Yeni bilimin önermelerine uyum sağlamak için düşünce çerçevesinin yenilenmesi gerekiyordu. Ancak o zaman inançlar rasyonel inançlar olarak görülebildi.

Bu anlamda Koyré birçok eserinde “düşüncenin birliği” teriminin tematik merkeziliğini ortaya koymuştur. Onun bakış açısına göre, insan düşüncesinin birliğine işaret etmek, bilim insanlarının taahhütlerini tanımlamaya yol açmıştır; bu taahhütler sadece bilimsel değil aynı zamanda “bilim ötesi”dir ve felsefeden, metafizikten ve dinden türetilen karmaşık fikir ağlarını içermektedir. Dolayısıyla bilimin tarihsel gelişiminde oluşan fikirler çoğunlukla felsefe ve dinden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan Koyré’ye göre bilim tarihinin aksiyolojik tarihten “kendi zamanında” bilim tarihi olarak adlandırdığı şeyin bir parçası haline gelmesini sağlayan şey de hiç şüphesiz, “düşüncenin birliği” şeklindeki hermenötik prensiptir. Ona göre tarihçilerin, bilimsel evrime ilişkin analizlerini, onu besleyen kültürel zeminden ayırmamaları gerekiyordu. Dahası, aksiyolojik bir tarih, tüm hataları telafisi mümkün olmayan bir şekilde göz ardı edecekti. Koyré bu hataların dikkatle incelenmesinin gerekliliği konusunda ısrar ediyordu çünkü bunlar bilim insanının düşünce sürecinin önemli yönlerini ortaya çıkarabilirdi. Koyré’nin bilimin gelişiminde öncekilerden farklı olarak yapmaya çalıştığı şey, çalıştığı kişilerin referans çerçevelerine geri dönmek ve böylece onların bilimini, dönemin bilim insanlarının üzerinde çalıştığı kavram kümesi içinden değerlendirmekti. Ona göre bilim tarihi yalnızca sonraki nesillere aktarılan başarılara odaklanmamalı, hataların tarihini incelemeli; yeni bir teorinin ortaya atılması ve benimsenmesi için aşılması gereken kavramsal engellerin doğasını aydınlatmalıdır; böylece Koyré başarılı teorilerin dayandığı kavramsal temellere odaklanmıştır. O halde bilimin gelişimini Koyré’nin yöntemine göre anlamak, başarılı teorilerimizden geriye doğru çalışarak bunların öncüllerini bulmak meselesi değil, daha ziyade zamanın kavramsal zorlukları üzerinden bir zihin dönüşümüne doğru ilerlemek meselesidir. Dolayısıyla bilimin gelişimsel sürecinde Koyré’nin ilgisini, bilim insanlarının sahip olduğu metafizik inançlar çekmektedir. O, sahip olunan inançların doğruluğunu değerlendirmekle değil, fakat daha çok bu inançlarının rasyonelliğiyle ilgileniyor, bilim insanlarının inançlarını kendi şartlarıyla anlamaya çalışıyordu. Zira ona göre belirli bir inancın rasyonelliği büyük ölçüde onun sistemdeki veya inançlar ağı içindeki diğer inançlarla tutarlılığına bağlıydı ve bir inancın rasyonelliği ve sezgisel inandırıcılığı büyük ölçüde o inancın içinde bulunduğu bağlamdan kaynaklanmaktaydı.

Koyré, düşünceleriyle başta Thomas Kuhn olmak üzere Imre Lakatos, Michel Foucault ve Paul Feyerabend gibi birçok bilim felsefecisini etkilemiştir.

KAYNAKÇA

Koyré, A., Kapalı Dünyadan Sonsuz Evrene, Çeviren: Aziz Yardımlı, Türkiye: ETAM yayınları, 1998.

Koyré, A., Galileo Studies, Trans. J. Mepham, Atlantic Highlands, NJ: Humanities Press, 1978.

Koyré, A., “Commentary by Alexandre Koyré”, in A. C. Crombie (ed.), Scientific Change: Symposium on the History of Science, University of Oxford 9–15 July 1961 New York: Basic Books Inc., s. 847–85, 1963.

Koyré, A., “Influence of Philosophic Trends on the Formulation of Scientific Theories”, The Scientific Monthly, Volume: 80, s. 107–111, 1955.

Yazar : Serpil TİMUR (Ardahan Üniversitesi)