kriz

[Yun. krísis] [Lat. krisis] [Alm. Krise] [Fr. crise] [İng. crisis] [Ar. buhrân]

1)(Etimolojik Kökeni): Eski Yunanca; yargı, hüküm, hastalığın dönüm noktası anlamına gelen krísis (krit- κρίσις), ayırmak, yargılamak fiilinden (krínō κρίνω) türetilmiştir. Yunanca; seçmek, karar vermek, hüküm vermek anlamlarına gelen Krino kelimesinden türetilen Krisis, boy ölçüşme, kavga etme, dövüşme imaları aracılığıyla nihai, geri alınamaz bir karara işaret eder. Latince; karar anı anlamına gelen krisis, ilerlenecek yolu seçme ve bu seçimin gereğini yapmaya sevk eden doğası gereği nasıl bir hareket tarzı izleneceğine karar verme sürecidir, çünkü kriz mevcut durum korunarak aşılamaz. Bu nedenle kriz, yapılan kritiğin ardından söz konusu belirsizlikleri gidererek kriterleri yeniden belirlemeyi ve ilerleme fikrini zorunlu kılar. 

2)(Kriz-Kritik-Kriter ve Yargı İlişkisi): Kriter, yargıda bulunmak için ihtiyaç duyulan ölçüt anlamına gelmektedir. Kriterlerin yokluğu ya da belirsizliği ise krize neden olduğundan, kriz ancak kriterlerin yeniden belirlendiği bir kritik (eleştiri) sürecinden sonra aşılabilmektedir. Antik Yunan düşüncesinde yargı (krinein) ve ölçü(t) (kriter) ilişkisini Herakleitos’ta görmek mümkündür. Herakleitos, bir ölçüye göre yanan ve sönen ateşi kaostan kosmosa geçişin ölçütü olarak yorumlamıştır. Aristoteles ise yargı (krinein) ve ölçüt (kriter) kavramlarını birbiriyle ilişkilendirilerek, yargıya varmak için ölçeklere sahip olmak gerekliliğini vurgulamıştır. Kriz, kriter, kritik kavramlarının yargı (krinein) ile olan ilişkisine dikkat çeken bir diğer düşünür de Kant’tır. Eleştirel felsefenin temel görevinin; geleneksel metafiziğin spekülasyonlarıyla bir ruh görücünün (Swedenborg) düşlerini birbirinden ayıracak kriteri -varsa- belirlemek olduğunu ileri süren Kant, böylece esaslı olanı boş sözden ayırarak geleneksel metafiziğin yüzyıllardır süren krizine son verilebileceğini ileri sürmüştür. 

3)(Tarihsel Gelişimi): Kriz ve kritik kavramlarının kullanımının ilk örneklerine bilinen ilk tıp okulu olan Hipokrat Okulu’nda rastlamak mümkündür. Yaşam ve ölüm arasındaki nihai savaşın verileceği kritik evre, sonucun bilindiği ancak henüz ortaya çıkmadığı bir dönem olarak tanımlanmaktadır.  Kritik kararın verileceği bu evrede doktor, yaşam ve ölüm arasındaki sınırı (terminal dönem) görerek kritik yargıda (Lat. criticus, Yun. kritikos) bulunmak durumundadır. Kriz-kriter-kritik kavramlarının tarihsel seyrine baktığımızda; Antik Yunan’da adaletin tesis edilmesi için bütün vatandaşların karar alma (krisis) süreçlerine katılmaya davet edilmesi ile ilişkili olduğu görülmektedir. Tüm vatandaşların katılımıyla gerçekleşen yargı sürecinde yaşanan karar alma krizi, yargının (krinein) sorumluluğunu sadece yargıca (krites) değil, kararın alınmasına katkıda bulunan tüm vatandaşlara ait kılmaktadır.

Koselleck’e göre, hukuk dilinden alınmış olan krisis (kriz) ve judicium (yargı) kavramları teoloji alanında Yeni Ahit’ten bugüne kadar yeni bir anlam kazanmıştır: Tanrıların Yargısı. Ortaçağın kapalı dünya tasavvurundan ‘modern’ yenidünya tasavvuruna geçişte yaşanan kriz ise kriterlerin belirsizliğinin yarattığı güvensizliğin derin bir biçimde hissedildiği dönemler olarak değerlendirilmiştir.  Kriterlerin belirsizliğinin yarattığı krizi, keskin sınırlar çizerek aşma girişimleri, Aydınlanma felsefesinin temel motivasyonlarından biridir. 17. ve 18. yüzyılların eleştiri çağı olarak anılmasının nedeni aynı zamanda kriz çağları olmalarıdır.  Thomas Paine, 1794’te kaleme aldığı ve Amerikan Krizi’nin aşılması için çözüm önerilerinde bulunduğu eserinde; krizin akıl ve dolayısıyla kritik (eleştiri) ile aşılabilecek bir süreç olduğunu dile getirmiştir. 18. yüzyıldan itibaren krizleri aşma yöntemi değişerek, kararın verileceği gelecek zamana değil, geleceğin öngörüsünü yapabilmek için geçmiş üzerine düşünülen şimdiki zamana odaklanarak adeta “sonsuz bir şimdi” anlayışı benimsenmiştir.

Kriz, kriterlerin yeniden gözden geçirilmesini dayatan bir süreç olduğundan, aynı zamanda işlevini yitiren kriterlerin yerini yeni kriterlere bırakması arasında geçen sürecin de adıdır. Her kriz bu nedenle belirsizliğin hâkim olduğu bir süreçken, bulunan yeni kriterler yeni bir varoluş tarzı ve dünya tasavvurunu da beraberinde getirmektedir. Bu anlamda kriterler, belirsizliğin giderilmesini mümkün kılan referans noktaları olarak iş görmektedir. Kriterlerin olmaması ya da belirsiz olması durumunda yaşanan krizlerin akabinde ise genellikle paradigma değişimleri ortaya çıkmaktadır.  Her kriz süreci beklenmedik ve sarsıcı bir süreç olmasının yanı sıra, aynı zamanda yenilenme ve ilerleme için bir imkân barındırmaktadır. Aydınlanma filozoflarının bilimsel bilginin ilerlemesine duydukları sarsılmaz güvenin nedeni, geleneksel metafizik öğretilerin yol açtığını düşündükleri krizi aşmanın yolu olarak bilimsel ilerlemeyi görmeleridir. “Küçük ya da büyük her ilerlemenin kendi krizi vardır ve her kriz, eleştirel felsefi bir refleksiyonu zorunlu kılar” (Reyes, 1986:221).

Heidegger’e göre kriz, güvenli olduğu düşünülen zeminlerin çözülmesi anlamına geldiğinden varoluşsal bir sorgulama imkânını da içinde barındırır. Jaspers’e göre kriz; ölüm, acı, suçluluk gibi sınırdurumlarla (Alm. Grenzsituation) yüzleşerek bireysel varoluşunu dönüştürmeye zorlayan bir süreçtir. Kuhn’a göre ise kriz, mevcut paradigmanın açıklayıcı gücünü kaybetmesi anlamına geldiğinden epistemik dönüşümün başladığı süreçtir. Kierkegaard krizi, bireyi seçim yapmaya zorlayan varoluşsal bir gerilim olarak tanımlarken, Levinas krizi; ötekine karşı sorumluluğun keskinleştiği bir süreç olarak tanımlamaktadır. Modern dünyada krizlerin, kurumların yargılama yetisini kaybetmesiyle ortaya çıktığını ileri süren Arendt’e göre kriz, eski normların işlevini yitirdiği ancak yeni normların da henüz oluşmadığı bir geçiş dönemini ifade etmektedir.  Carl Schmitt’e göre ise krizin yarattığı istisna hali, politik olanın özünü oluşturmaktadır. Kriz durumlarında karar vericinin kim olacağı ve yeni düzeni kimin tesis edeceği belirleyici bir politik unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

KAYNAKÇA

Bauman, Zygmunt & Bordoni, Carlo, Kriz Hâli ve Devlet, Çev: Yavuz Aldoğan, İstanbul: İthaki Yayınları, 2018

Hazard, Paul, The Crisis of the European Mind 1680-1715, Çev: J. Lewis May, New York: Review Books Classics, 2013

Koselleck, Reinhart, Kavramların Tarihi, Politik ve Sosyal Dilin Semantiği ve Pragmatiği Üzerine Araştırmalar, Çev: Atilla Dirim, İstanbul: İletişim Yayınevi, 2009

Koselleck, Reinhart, Kritik ve Kriz -Burjuva Dünyanın Patolojik Gelişimi Üzerine Bir Katkı, Çev: Eylem Yolsal Murteza, İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2008

Paine, Thomas, The Age of Reason, The Complete Writings of Thomas Paine, Ed. Foner, P., S., New York, The Citadel Press, 1945, (463-514)

Pehlivan, Ebru, “Kriz ve Kritik Kavramları Bağlamında Kant’ta Bir Sınır Çizme Faaliyeti Olarak Eleştiri”, XIII. Mantık Çalıştayı Kı̇tabı: Her Yönüyle Eleştı̇rel Düşünce, Yayıma Hazırlayanlar: Şafak Ural, İbrahim Halis Çetres, Sevgican Akça, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayını, 2025

Pehlivan, Ebru, Kant’ta Eleştiri ve Sınır Kavramları Üzerine Bir İnceleme, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Anabilim Dalı, Danışman: Prof. Dr. Cengiz Çakmak, İstanbul, 2020

Ramon C. Reyes, “Philosophy in a Crisis Situation”, Philippine Studies, Vol: 34, No:2, Manila, Philippines, Ateno de Manila University Press, 1986, (219-227)

Wallerstein, Immanuel, Sosyal Bilimleri Düşünmemek: 19. Yüzyıl Paradigmasının Sınırları, Çev: Taylan Doğan, İstanbul: Avesta Yayınları, 1999

Yılmaz, Levent, “Umberto Eco ile Kriz Üzerine Söyleşi”, Cogito-Üç Aylık Düşünce Dergisi, Sayı:27: Kriz, İstanbul, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Yaz-2001, (10-31)

Yazar : Ebru PEHLİVAN SARI (Dr.)