Levinas, Emmanuel
Yaşamı ve Eserleri. Emmanuel Levinas, Litvanya’nın Kovno (Kaunas) kentinde 12 Ocak 1906 yılında dünyaya gelmiştir. 1923’te Fransa’daki Strasbourg Üniversitesi’ne gitmiştir. Burada Henri Bergson ve Edmund Husserl üzerine önemli çalışmalar yapmıştır. Logische Untersuchungen’ı (Mantık Araştırmaları) okuduktan sonra Husserl’in fenomenolojisi ile ilgilenmeye başlamıştır. Strasbourg Üniversitesi’nde beş yıl geçirdikten sonra Husserl ve Martin Heidegger’in öğrencisi olmak için Freiburg’a gitmiştir. Freiburg’a Husserl için gittiğini ama Heidegger’i keşfettiğini söylemiştir ve Heidegger’le tanışması Sein und Zeit (Varlık ve Zaman) kitabına yoğunlaşmasında etkili olmuştur. İki yıl içinde Husserl’in fenomenolojisi üzerine hazırladığı La théorie de l'intuition dans la phénoménologie de Husserl (Husserl’in Fenomenolojisinde Görü Teorisi) tezini tamamlamıştır.
1948’de aşkınlığı temele alan çalışması Le temps et l’autre (Zaman ve Başka) yayınlanmıştır. Savaş yıllarında tutsak olduğu sırada, 1947’de ilk özgün kitabı De l'Existence à l'Existant’ı (Varoluştan Varolana) kaleme almıştır. Ontolojiden ziyade etiğe öncelik vermesi Heidegger felsefesine vermiş olduğu tepkiyi gösterir. 1961’de Totalité et Infini (Bütünlük ve Sonsuzluk) kitabıyla etiği ilk felsefe olarak ortaya koymuştur. 1963 yılında Difficile Liberté (Zor Özgürlük)’de Yahudilik üzerine yazmış olduğu yazılarını toplamıştır. 1968'de ise Quatre Lectures Talmudiques (Dört Talmud Okuması) yayımlanmıştır. Hitler, Auschwitz ve Nazi faşizmi Levinas’ın felsefi düşüncesi ve Yahudilik hakkındaki düşünceleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Filozof, 1995 yılında yaşama gözlerini yummuştur.
Felsefesi. Levinas öncelikle Husserl’in bilgikuramsal sonrasında da Heidegger’in varlıkbilimsel sorunlarını temele almış olsa da, felsefi anlayışı özsel olarak bu iki filozoftan farklıdır. Bu farklılık sadece etiği “ilk felsefe” olarak konumlandırmasında değil, zaman üzerine yazdığı metinlerde de açıkça görülür. Zamanın deneyimlenmesinde aynılığın merkezi olan başkası sorununu, Husserl ve Heidegger’den farklı şekilde ele alır. Levinas’ta başkalık, daha en baştan itibaren varlığın ötesine yönelir.
Husserl’in fenomenolojisi, anlamın dünyayla kurulan yönelimsel ilişkide nasıl ortaya çıktığını yöntemsel olarak açıklaması bakımından Levinas felsefesi açısından önemlidir. Husserl fenomenolojisinde yönelimsellik ilkesi temel taşlardan biri olduğu için fenomenoloji her bilimsel alanın özüne nüfuz etmeyi amaçlar. Diğer yandan Levinas’ın Heidegger’e karşı aldığı eleştirel tutum, onun tüm felsefi yaklaşımını belirlemiş ve varlık fikrine karşı mesafe geliştirmesine yol açmıştır. Bu karşıtlık, Levinas’ın etiği “ilk felsefe” olarak konumlandırmasında belirleyici olmuştur. Levinas’ın bu tutumu sadece bir öncelik meselesi değil, varlık anlayışına yönelik radikal bir kopuş anlamı taşır. Levinas’ta etik, bir değer alanı değil, ‘varlıktan soyunma’dır. ‘Varlıktan soyunma’ olarak nitelendirilen bu kopuş, onu varlığın ötesine, yani ontolojik olanın ötesindeki etik olana yöneltir. Böylece Levinas’ın düşüncesinde etik, varlıkla tanımlanamayacak olan başkası’yla karşılaşmanın ve bu karşılaşmadan doğan sorumluluk felsefi anlayışının temelini oluşturur. Böylece Heidegger’in varlık kavramıyla sınırlandırılmış olan özne, Levinas’ın felsefesinde bu sınırları aşarak özgürleşir. Levinas’ta özgürlük, ontolojinin ötesine geçerek var olanın ötesindeki başka’ya göre şekillenen bir etik öznellik anlayışıyla temellendirilir. Bu etik öznellik, varlık düzleminde değil, varlıktan kopuşta ve başkası’na karşı duyulan mutlak sorumlulukta kendini açığa vurur.
Varlığın içkin bir anlamsızlık taşıdığını öne süren Levinas’a göre bu anlamsızlığı aşmanın yolu, başkası’nın yüz’ünde ben’i sorumluluğa çağıran etik ilişkiden geçer. Etik ilişki ben’in başkası için var olduğunun göstergesidir. Başkası’nı açıklamak için aynı olan ve başkası arasındaki entrika’dan söz eder. Aynı ve başka arasında yaşanan bu entrika başka’nın zaferiyle sonuçlanır.
Yüz, var olan sonsuzluk fikrinin somut görünüşüdür. Etik anlayışını, sonsuzluğa olumsuz bir anlam yükleyen Batı felsefesine karşı geliştirir. Batı metafiziği başka’yı aynı içinde eritir. Varlığın bu görünen yüz’ü Batı metafiziğinde bütünlük kavramı içine yerleştirilir. Varlığın ötesindeki aşkınlık başkası’nın yüz’ü ile karşılaştığımız anda ortaya çıkar. Bu aşkınlık, yüz’ün ben’e ‘Öldürmeyeceksin!’ emrinde belirir. Bu emirle Levinas dil ve anlamın konuşmanın özü olduğuna, yani etik ilişkinin asıl öğeleri olduğunu belirtir. Dolayısıyla yüz’ü konuşmanın bir tasavvuru olarak ele alır ve konuşmanın özünün anlamla birlikte etik sorumluluğu içerdiğini vurgular.
Söylemenin yönelimsellikle açığa çıkmasıyla aşkınlık, dil aracılığıyla anlam kazanır. Bu durum, varlığın içine yerleşmiş olan şimdinin eş zamanlılığını sarsar ve söylem aracılığıyla art zamanlı bir yapının imkanını ortaya koyar. Başkası için olmaklık kabulüyle öznellik, başkası ile etik ilişkiyi mümkün kılar ve bu sorumluluğa varan özne etiğin ‘başkası için olan’ anlamına erişmiş olur. Levinas art zamanlılık ile benim yaşadığım şimdiki zaman ve başkası’nın zamanı arasındaki ayrıma dikkat çeker. Art zamanlılık şimdiye gönderme yapmayan başkası’nın zamanıdır. Art zamanlılık ile ben kendi özdeşliğini kırar ve böylece sorumluluk sonsuz bir hal kazanmış olur.
Ben başkası’nın yüz’ünde aslında kendiyle yüzleşir ve bu durum karşısında ben derin bir ıstırap çeker. Bu ıstırap, ben’in başkası’ndan sorumlu olduğunun farkına varmasıyla daha da derinleşir; ben kendi özüne çekilir ve bu sorumluluğun ağırlığı altında adeta ezilir. Ben’in yaşadığı bu varoluşsal travma, yüzleşmeyle birlikte dil ve söylemeyi mümkün kılar. Levinas, başkası’nın yüz’üyle karşılaşmayı zamanın açılması bağlamında düşünür. Çünkü ölümle birlikte ben, tasarlamadığı fakat başkası’ndan gelen bir geleceği üstlenmek durumunda kalır. Başkası’nın yüz’üyle karşılaştığımız anda ölüm de dahil olmak üzere başkası’nın tüm sorumluluğunu kabul etmiş oluruz. Bu anlamda başkası’nın yerine ölebilecek bir ben, kendi varlığının kaygısını aşmış ve etik sorumluluğun radikal sınırlarına ulaşmış bir öznedir. Bu Levinas’ta varoluşun tamamlanmasıdır.
Ölümün başkalık’ı karşısında ben öznelliğini yitirir. Ölümle kurulan ilişki öyle bir ilişkidir ki, bu karşılaşmada ben, aşkın olanla temas eder ve bu temasla ben’in öznelliğini ortadan kaldırır. Bu varoluşun ilk kez adlandırıldığı ve anlam kazandığı andır. Bu yüzleşmeyle kendi varoluşunun farkına varmış olan varlık kendi özgürlüğüne ulaşmış olur. Çünkü bu özgürlük, başkası karşısında gerçekleşen bir seçim anıyla somutlaşır. Ben, başkası karşısında etik bir sorumluluk yüklenerek özgürlüğünü ifşa eder.
KAYNAKÇA
Cohen, Richard A. Ethics, Exegesis and Philosophy: Interpretation After Levinas. New York: Cambridge University Press, 2004.
Critchley, Simon. “Emmanuel Levinas: A Disparate Inventory”. The Cambridge Companion to Levinas içinde. Editör Simon Critchley&Robert Bernasconi. New York: Cambridge University Press, 2004.
Çelebi, Volkan. “Hakikatli İhanet: Nereyesiz Söyleme”. MonoKL, sayı 8-9 (2010): 125-147.
Direk, Zeynep. Çağdaş Kıta Felsefesi: Bergson’dan Derrida’ya. Ankara: Fol Kitap, 2021.
Gözel, Özkan. Levinas. İstanbul: Say Yayıncılık, 2012.
Gözel, Özkan. Varlıktan Başka: Levinas’ın Metafiziğine Giriş. İstanbul: İthaki Yayınları, 2011.
Hand, Sean. Emmanuel Levinas. New York: Routledge Taylor & Francis Group, 2009.
İnam, Ahmet. Edmund Husserl’de Mantık. Ankara: Vadi Yayınları, 1995.
Levinas, Emmanuel. Sonsuza Tanıklık. İstanbul: Metis Yayınları, 2003.
Levinas, Emmanuel. Tanrı, Ölüm, Zaman. Çeviren Işık Ergüden. İstanbul: Sel Yayınevi, 2021.
Morgan, Michael L. Discovering Levinas. New York: Cambridge University Press, 2007.
Öktem, Ülker. “Fenomenoloji ve Edmund Husserl'de Apaçıklık (Evidenz) Problemi”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, sayı 1 (2005): 27-55.
Yazar : Cemzade KADER DÜŞGÜN (Karamanoğlu Mehmetbey Üniversite