Mimamsa-Vedanta
Hint felsefesinin āstika gelenekleri arasında yer alan Mīmāṃsā ve Vedānta, Vedik otoritenin yorumlanmasında ortak bir zemini paylaşmakla birlikte, amaçları, bilgi anlayışları ve metafizik yönelimleri bakımından birbirinden belirgin şekilde ayrılan iki büyük sistemdir. Mīmāṃsā (Pūrva-Mīmāṃsā), Caimini tarafından kurulan ve esasen Veda ritüelizmini gerekçelendirmeye adanmış olan bir ekoldür; Vedānta ise Upanishadların felsefi öğretilerini temel alarak Brahman, ātman ve evren arasındaki ilişkiyi açıklamayı hedefler. Bu ayrım sadece tematik değil, aynı zamanda karma-cñāna, ritüel-metafizik, dünyevilik-aşkınlık gibi ikili karşıtlıkları da yansıtan bir ayrımdır. Bununla birlikte her iki sistem, Vedik geleneğin yorumlanmasına dair farklı fakat birbirini tamamlayan perspektifler sunar.
Mīmāṃsā terimi, mī-mām-sā (dişil) biçiminde (man ‘düşünmek, incelemek’ kökünden türemiş) ‘derin düşünme, araştırma, tartışma; kutsal metnin çözümlemesi’ anlamlarına gelir ve Vedik geleneğin yorumuna adanmış iki ana kola sahip bir felsefi geleneği ifade eder. Geleneksel ayrım doğrultusunda Mīmāṃsā’nın ilk kolu Pūrva-Mīmāṃsā ya da Karma-Mīmāṃsā olarak adlandırılır ve Caimini tarafından sistemleştirilmiştir; bu kolun temel amacı Veda ritüellerini (yacña) doğru yorumlamak ve kutsal eylemin dünyevi ve ruhsal sonuçlar üzerindeki belirleyici işlevini açıklamaktır. Burada Tanrı kavramı ikincil düzeydedir; asıl vurgu ritüelin zorunluluğu, eylemin gücü ve dharma’nın korunması üzerindedir. İkinci kol ise Uttara-Mīmāṃsā, Brahma-Mīmāṃsā veya daha yaygın adıyla Vedānta olarak bilinir. Bādarāyaṇa’nın Brahmasūtra’sı etrafında şekillenen bu gelenek, ritüel eylemi merkeze alan ilk kola karşılık, Upanishadların öğrettiği Brahma’nın, yani evrensel ruhun veya nihai gerçekliğin doğasını inceleyen metafizik bir sistemi oluşturur. Böylece Mīmāṃsā adı tarihsel olarak iki yorumu kapsasa da felsefe tarihinde Pūrva-Mīmāṃsā ritüel merkezli bir okul olarak, Uttara-Mīmāṃsā ise Vedānta adıyla bağımsız bir metafizik gelenek olarak değerlendirilir. Veda’nın apauruṣeya (insan kökenli olmayan), başlangıcı olmayan ve hatadan münezzeh bir metin olduğunu savunarak, ritüel buyruğunun nihai otoritesini teminat altına alır. Veda’nın yazarı olmadığı ve dolayısıyla herhangi bir kişisel kastın veya hatanın ürünü olmadığı fikri, sistemin epistemolojik temelini oluşturur. Mīmāṃsā’ya göre bilgi, gerekli koşullar bir araya geldiğinde kendiliğinden ortaya çıkar; bilginin doğruluğu dışsal bir gerekçeye değil, bilginin kendi doğasına dayanır. Prabhākara ve Kumārila Bhaṭṭa’nın geliştirdiği alt yorumlarda bazı farklılıklar olmakla birlikte ekol, altı geçerli bilgi kaynağını (pramāṇa) kabul eder: algı (pratyakṣa), çıkarım (anumāna), karşılaştırma (upamāna), sözel tanıklık (şabda), varsayım yoluyla açıklayıcı bilgi (arthāpatti) ve yokluk bilgisi (anupalabdhi). Özellikle arthāpatti ve anupalabdhi, Hint epistemolojisi içerisinde Mīmāṃsā’nın özgün katkıları olarak değerlendirilir. Arthāpatti, görünen bir çelişkiyi açıklamak için zorunlu bir varsayım oluşturma sürecidir; anupalabdhi ise yokluğun, nesnenin doğrudan algılanamaması yoluyla bilinmesidir.
Mīmāṃsā ontolojisi realizm niteliği taşır; dünya algı temelinde gerçek kabul edilir ve ruhun da gerçek bir varlık olduğu söylenir. Ancak dikkat çekici bir biçimde Mīmāṃsā, diğer pek çok āstika sistemden farklı olarak yaratıcı bir Tanrı’nın varlığını kabul etmez. Evrenin başlangıcı olmadığı, çözülmediği, varoluşun bireylerin karmalarına göre düzenlenen ezelî bir süreç şeklinde gerçekleştiği savunulur. Ruh ölümsüzdür; fakat bilinç, ruhun öz niteliği değildir. Bilinç yalnızca ruh bedenle birleştiğinde ve dış duyu organları ile iç organ (manas) nesnelerle temas ettiğinde ortaya çıkar. Kurtulmuş ruh, bedenden ayrıldığında fiilî bilinçsizdir fakat bilinç potansiyelini taşır. Ritüellerin işlevi, ruhta apūrva adı verilen görünmez bir güç üretmektir; bu güç, eylemin sonucunun gelecekte uygun bir zamanda ortaya çıkmasını sağlayan nedensel bir aracıdır. Bu nedenle Mīmāṃsā’da kurtuluş, bilgelik ya da mistik bir deneyimle değil, ritüel eylemin düzenli uygulanmasıyla mümkündür. Erken dönem Mīmāṃsā’da kurtuluş daha çok cennetteki mutluluk olarak kavranırken, geç dönemde doğum ve acının sona ermesiyle tanımlanan olumsuz bir özgürleşme anlayışı öne çıkar.
Vedānta ise, ‘veda’ ve ‘anta’ sözcüklerinin birleşiminden oluşarak; Veda’nın (çalışmalarının) sonu, Veda’nın son bölümünü ya da özünü oluşturan metin, yani bir Upanishad ve onun üzerine kurulu teolojik-felsefi öğreti (Uttara-mīmāṃsā veya Vedānta sistemi) anlamına gelmektedir. Upanishadların metafizik görüşlerini sistemleştiren Brahma-sūtra ve sonraki yorum geleneği aracılığıyla biçimlenen, Hint düşüncesinin en etkili ekollerinden biridir. Vedānta’nın temel problemi, evrenin nihai kaynağı olan Brahma ile bireysel benliğin (ātman/cīva) ilişkisini açıklamaktır. Bu çerçevede iki büyük yorum geleneği öne çıkar: Advaita Vedānta (mutlakiyetçi monizm) ve Vişishṭādvaita Vedānta (nitelikli monizm).
Şaṅkara’nın temsil ettiği Advaita Vedānta, tek bir mutlak gerçekliğin -Brahman’ın- var olduğunu savunur; Brahman’ın dışında kalan her şey, özellikle bireysel benlik ve ampirik dünya, yalnızca görünüş düzeyindedir. Cīva, aslında Brahman’ın kendisidir; ayrılık izlenimi, beden ve iç organ (antaḥkaraṇa) gibi sınırlayıcı eklentilerin (upādhi) bir sonucudur. Advaita yaratılışı vivarta-vāda ile açıklar: evren gerçek bir dönüşüm sonucu ortaya çıkmamış, sadece yanlış bir görünüş (appearance/darşanam) şeklinde tecelli etmiştir. Bu görünüşün kaynağı Māyā’dır; fakat Māyā, Brahma’dan bağımsız bir varlık değildir. Dünya ne tamamen var olan ne tamamen var olmayan, sadasadvilakṣaṇa niteliğiyle tanımlanan bir ara durumda bulunur. Yanılsamanın kendisi, anirvacanīya-khyāti olarak adlandırılan, doğası ifade edilemez bir yanlış algılama biçimidir. Advaita’da kurtuluş (mokṣa), yalnızca bilgi (cñāna) ile mümkündür; birey kendi öz varlığının Brahma’dan farklı olmadığını doğrudan deneyimlediğinde özgürleşir. Bu bilgi, üç aşamalı bir disiplinle gerçekleştirilir: Upanishadların dinlenmesi (şravaṇa), rasyonel muhakeme (manana) ve meditasyon yoluyla doğrudan kavrayış (dhyāna/nididhyāsana).
Rāmānuca’nın Vişishṭādvaita Vedānta’sı, Brahma’nın tek gerçeklik olduğunu kabul etmekle birlikte, bireysel ruhun (cīva) ve maddi evrenin (prakṛti) ebedî gerçeklik olduğunu savunur. Bu üç unsur birbirinden ayrı varlıklar olsa da Tanrı’nın ayrılmaz nitelikleri (inseparable adjuncts) olarak Brahma’nın içinde bulunur. Bu nedenle Vişishṭādvaita, çokluk içinde birliğin metafizik bir yorumu olan ‘nitelikli monizm’ şeklinde tanımlanır. Rāmānuca’ya göre ruhlar sonsuz sayıda, atomik nitelikte ve özleri itibarıyla bilinçli ve kendinden ışıklı, fakat tamamen Tanrı’ya bağımlıdırlar. Kurtuluş, Advaita’daki gibi özdeşleşme yoluyla değil, Tanrı’nın lütfu (prasāda) sayesinde gerçekleşir. Bu nedenle kurtuluşun temel yolu bhakti, yani adanmışlıktır; en yüksek bilgi biçimi ise Tanrı üzerine sürekli meditasyonu ifade eden upāsanā’dır. Kurtuluş, Tanrı’ya yakınlık ve sonsuz mutluluk hâlidir; bireysel varlığın tamamen erimesi değil, Tanrı ile sevgi temelli bir birliktelik durumudur. Vişishṭādvaita’da Brahma hem maddî neden hem etkin nedendir; tıpkı örümceğin kendi bedeninden ağ üretmesi gibi, evren de Tanrı’nın özünden çıkar ve sonunda O’na geri döner.
Bu iki büyük sistem karşılaştırıldığında, Mīmāṃsā’nın ritüel eyleme (karma), dünyevi düzenin sürekliliğine ve Veda’nın bağlayıcı otoritesine odaklandığı; Vedānta’nın ise bilginin (cñāna), metafizik hakikatin ve kurtuluşun doğasına yöneldiği görülür. Advaita Vedānta, mutlak tekçiliği savunarak tüm varlığı Brahma’nın tek ve değişmez gerçekliğine indirgerken; Vişishṭādvaita, Tanrı’nın birliği içinde çokluğun kalıcı gerçekliğini kabul eden daha teistik bir yaklaşım sunar. Böylece Mīmāṃsā, ritüel merkezli bir dünya görüşünü temsil ederken, Vedānta farklı yorumlarıyla birlikte Hint felsefesinin en kapsamlı metafizik çerçevelerinden birini oluşturur. Her iki sistem de Vedik düşüncenin erken ve geç dönemlerinin karakteristik eğilimlerini yansıtan, Hint entelektüel tarihinde kalıcı izler bırakmış iki büyük felsefi gelenektir.
KAYNAKÇA
Bernard, T. (1999). Hindu Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers
Bhagavadgita. (2018). Çev. Korhan Kaya. İstanbul: Sujala Yayıncılık.
Chatterjee, S., Datta, D. (2016). An Introduction to Indian Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers.
Eliade, M. (2013). Yoga ‘Ölümsüzlük ve Özgürlük’. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Hiriyanna, M. (2015). The Essentials of Indian Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers.
Kaya, K. (2016). Hint Felsefesinin Temelleri. Ankara: Doğu-Batı Yayınları.
Macdonell, A. A. (1929). A Practical Sanskrit Dictionary With Transliteration, Accentuation, And Etymological Analysis Throughout. London: Oxford University Press.
Patancali. (2018). Yogasūtra. İstanbul: Sujala Yayıncılık.
Yazar : Esra BÜYÜKBAHÇECİ (Ankara Üniversitesi)