Rawls, John

Harvardlı bir akademisyen olan John Rawls, A Theory of Justice (Bir Adalet Teorisi, 1971) kitabıyla ünlenen 20. yüzyıl ahlak, hukuk ve siyaset felsefecisidir.

Hayatı ve eserleri. John Bordley (Jack) Rawls, yaygın olarak John Rawls adıyla tanınan düşünür, 21 Şubat 1921 tarihinde ABD’nin Maryland eyaletine bağlı Baltimore kentinde doğdu. John Rawls, Princeton Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı ve sonrasında orduya katıldı. 1945’te Japonya’nın Hiroşima kentinde atom bombasının yarattığı yıkımı gözlemledikten sonra 1946’da ordudan ayrılarak felsefe eğitimine geri döndü. 1950’de Princeton Üniversitesi’nden ahlak felsefesi alanında doktora derecesi aldı. Doktora sonrası Oxford Üniversitesi’ne giden Rawls, burada filozof Isaiah Berlin ve H.L.A Hart ile tanıştı. ABD’ye döndükten sonra çeşitli üniversitelerde ders verdi; Cornell ve MIT’de kısa süreli görevlerinin ardından, 1962’de Harvard Üniversitesi öğretim üyeliği kadrosuna dâhil oldu. Harvard’da geçirdiği yıllar içinde, Bir Adalet Teorisi isimli eserini 1971 yılında yayımladı. John Rawls, 24 Kasım 2002 tarihinde Massachusetts eyaletinin Lexington kentindeki evinde yaşamını yitirdi. Başlıca eserleri; A Theory of Justice (Bir Adalet Teorisi, 1971), Political Liberalism (Siyasal Liberalizm, 1993), The Law of Peoples (Halkların Yasası, 1999), Lectures on the History of Moral Philosophy (Ahlak Felsefesi Üzerine Dersler, 2000), Justice as Fairness: A Restatement (Hakkaniyet Olarak Adalet: Bir Yeniden Açıklama, 2001), Lectures on the History of Political Philosophy (Politika Felsefesi Dersleri, 2007).

Felsefesi. John Rawls’un siyaset felsefesi alanındaki en kapsamlı ve etkili çalışması, Bir Adalet Teorisi adlı eseridir. Adil bir liberal toplum anlayışını temellendirdiği bu eserinde “hakkaniyet olarak adalet” kuramını sistematik bir biçimde geliştirmiş ve ayrıntılı bir teorik çerçeveye kavuşturmuştur. Söz konusu eser, modern siyaset felsefesinde adalet kavramının yeniden ele alınmasına öncülük etmiş, özellikle liberal düşünce geleneği içinde bireysel özgürlük ile toplumsal eşitlik arasındaki ilişkiye yönelik tartışmaları derinleştirmiştir.

John Rawls’un adalet teorisi, faydacı etik anlayışına değil, hakkaniyet ilkesine dayalı bir adalet anlayışını esas almaktadır. Zira Rawls, bireyi amaç olarak gören Kant’ın Deontolojik etik görüşü ve sözleşmeci gelenekten hareketle özgür ve eşit bireylerin bulunduğu adil bir toplum inşa etmeye çalışır. Bunun yolu hakkaniyete dayalı bir süreç sonunda oluşacak olan ilkelerden geçmektedir. Rawls burada akıl sahibi tüm varlıkların ortak rızasına dayalı adalet ilkelerini ortaya koymaktadır. Rawls’a göre bireyler, tercihlerini yaparken hipotetik olarak belirlenen bu başlangıç durumunda yer almakta ve kararlarını, kendi sosyal ve bireysel konumları hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadan, yani bilgisizlik peçesinin arkasından gerçekleştirmektedirler. Rawls’un teorisine göre, tüm bireylerin rasyonel olarak üzerinde anlaşabileceği normlar, yalnızca tarafsız bir perspektiften ve örneğin ırk, sınıf, inanç, doğal yetenekler veya engeller gibi kişisel özelliklerin dikkate alınmadığı bir çerçevede belirlenebilir. Başka bir deyişle, birey toplumdaki konumunu bilmediği bir durumda kendi çıkarını maksimize etmeyi amaçladığında, en rasyonel yaklaşım, oyunu tüm bireylere adil davranılacak bir toplumsal düzenin tesisine hizmet edecek şekilde kullanmaktır. Dolayısıyla Rawls’un kuramsal çerçevesinde, eşitlik, özgürlük ve rasyonalite nitelikleriyle donatılmış; adalet duygusuna ve iyi anlayışını geliştirme yetisine sahip taraflar, rasyonel müzakere sürecinin sonunda adaletin iki temel ilkesine ulaşırlar.

Bu ilkelerden ilki: “Herkesin başkalarının düzenine benzer olan en geniş eşit temel özgürlükler düzenine sahip olmaya eşit hakkı bulunmaktadır.”

İkinci ilke ise: “Toplumsal ya da ekonomik eşitsizlikler, içinde iki unsur barındırır: Birincisi makul biçimde herkesin avantajına olmalıdır ve ikincisi herkesin erişimine açık konumlar ve makamlara bağlı olmalıdır.”

Rawls, birinci ilke bağlamında, demokratik düşünce tarihindeki özgürlük anlayışının, farklı haklar bildirgeleri ve insan hakları beyannamelerinde yer alan özgürlüklerin anayasal güvenceye dayandırılması gerektiğini vurgular. İkinci ilke ise, gelir ve servet gibi değerlerin üretim ve dağıtım süreçlerinde nasıl ele alınması gerektiği üzerinde yoğunlaşır. Bu ilkeler, rasyonel bir anlaşmanın teminatı olarak, bireylerin bilgisizlik peçesinin arkasında yer alması suretiyle seçilmektedir.

John Rawls, zaman içerisinde Bir Adalet Teorisi’ne diğer düşünürler tarafından yöneltilen eleştirileri ve katkıları dikkate alarak adalet teorisini gözden geçirdiği Siyasal Liberalizm adlı eserini yayımlamıştır. O, bu eserinde demokratik bir toplumda siyasal iktidarın meşru kullanımının temellerini incelemektedir. Rawls, Siyasal Liberalizm’de toplumda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan farklı dünya görüşlerinin, makul çoğulculuk ve örtüşen görüş birliği ilkeleri doğrultusunda kamusal akıl yoluyla tartışılarak makul bir siyasal anlayışta uzlaşmasını amaçlamaktadır. Rawls, Bir Adalet Teorisi’nde temellendirdiği “hakkaniyet olarak adalet” doktrinini, Siyasal Liberalizm’de toplumun temel yapısını düzenleyen siyasal adalet anlayışı biçiminde yeniden formüle eder. Rawls, siyasal adalet anlayışı ile toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin, herkes için adil fırsat eşitliğinin sağlandığı koşullarda, bireylerin erişimine açık konum ve makamlara bağlı olmasını ve bu eşitsizliklerin toplumun en dezavantajlı kesimlerinin en fazla yararına olacak biçimde düzenlenmesini savunur.

John Rawls, kariyerinin sonlarına doğru Halkların Yasası üzerine olan yazılarında ise kalıcı barış ve hoşgörüye dayalı bir uluslararası nizam inşa etmeyi amaçlayan liberal bir dış politika anlayışını öne çıkarmıştır. O, uluslararası toplum düzenine ve siyasal adalet kuramına dayanarak, yurttaşların metafizik, ahlaki ve felsefi temeller bakımından taşıdıkları farklılıklarını askıya alarak siyasal meseleleri rasyonel bir biçimde tartışabilecekleri özgür ve ortak bir kamusal akıl alanının tesis edilebileceğini savunur. Bu kamusal alanın sürekliliği ve istikrarı ise, Rawls’a göre, iyi düzenlenmiş halkların karşılıklı tanıma ve işbirliğine dayalı yapısal düzeni yahut makul çoğulculuğu içselleştirmiş bir siyasal toplumun istikrarlı kurumsal çerçevesi aracılığıyla mümkün kılınabilir.

KAYNAKÇA

Buckingham, Will, & Burnham, Douglas, & Hill, Clive, & King, J. Peter, & Marenbon, John, & Weeks, M. The Philosophy Book. çev. Emel Lakşe. İstanbul: Alfa Yayınları, 2011.

Kocaoğlu, Mehmet. John Rawls: Adalet Teorisi ve Temel Kavramları. Ankara: İmaj Yayınevi, 2015.

Rawls, John. A Theory of Justice. (Revised Edition), Belknap of Harvard University Press, Cambridge, 2000.

Rawls, John. Political Liberalism. (Second Printing), New York: Columbia University Press, 1996.

Rawls, John. The Law of People; with “The Idea of Public Reason Revisited”. (Second Printing) Cambridge: Harvard University Press, 2000.

Rawls, John. Halkların Yasası ve “Kamusal Akıl Düşüncesinin Yeniden Ele Alınışı”. çev. Gül Evrin. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006. 

Wenar, Leif. “John Rawls”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2021 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL=  https://plato.stanford.edu/archives/sum2021/entries/rawls.20 Ekim 2025.

Yazar : Mehmet EVREN (Aksaray Üniversitesi)