Sāṃkhya-Yoga
Sāṃkhya-Yoga, Hint düşünce geleneğinin altı Āstika felsefi sisteminden biridir. Bu ikili sistem, tarihsel süreçte birbirini tamamlayan yapılar hâline gelmiş, bilgi (cñāna) ile eylemi (karma) bütünleştiren bir felsefi çerçeve oluşturmuştur. Her ne kadar birbirinden bağımsız olarak gelişmiş olsalar da öğreti bakımından birbirine sıkı sıkıya bağlıdır; bu nedenle genellikle ‘Sāṃkhya–Yoga’ başlığı altında birlikte incelenirler.
Sāṃkhya, sözcüğü sıfat türünde ‘sayı’ anlamına gelmektedir. Sözcüğün isim halinde kullanılması durumunda ‘hesaplayıcı, düşünen kişi’ ya da ‘Sāṃkhya öğretisinin takipçisi’ anlamlarında da kullanılmaktadır. Terimsel olarak; Kapila’ya atfedilen, yirmi beş ‘tattva’ veya ilkeyi sıralayan bir evrimci öğreti felsefi sistemidir. Genellikle yoga sözcüğü ile ‘sāṃkhya-yoga’ olarak eserlerde bahsi sıkça geçmektedir. Sözcük bu anlamda kullanıldığında nötr cinstedir. Sāṃkhya ve Yoga sistemleri, sāṃkhya-yoga, eril, teistik (tanrı inançlı) Sāṃkhya–Yoga ‘sayma, analiz etme’ anlamına gelir ve bilgiyi, yani varlığın yapısını kavramsal olarak açıklamayı hedefleyen en eski Hint felsefi sistemlerinden biridir. Kapila’ya atfedilen bu öğreti, evrenin ve insanın doğasını Purusha (ruh, bilinç) ve Prakṛti (madde, doğa) ikiliği üzerinden açıklar. Bu sistemde kurtuluş (moksha), insanın kendisini doğanın (Prakṛti) etkilerinden ayırarak saf bilincin farkına varmasıyla gerçekleşir. Sāṃkhya, teistik olmayan bir yapıya sahiptir; Tanrı kavramı bu sistemde zorunlu bir varlık olarak kabul edilmez. Onun yerine, insanın bilgi yoluyla özgürlüğe ulaşabileceği düşüncesi ön plandadır. Bu yönüyle Sāṃkhya, Hint felsefesinin rasyonel ve analitik damarını temsil eder.
Yoga ise, eril bir sözcüktür ve ‘yug’ filinden türeyerek bağlama, boyunduruk takma; koşulmuş takım, araç, taşıt; (ordu için) teçhizat; yerine getirme, kullanma, uygulama, Yoga sisteminin takipçisi, ruh ile doğanın birliği (Sāṃkhya felsefesinde), takımyıldız anlamlarına gelir. Özellikle Patañcali’nin Yoga Sūtraları ile sistemleşmiş, Sāṃkhya’nın teorik öğretilerini pratik ve deneyimsel bir düzleme taşımıştır. Yoga sözcüğünün ‘birleşme veya disiplin’ anlamlarına istinaden insan bilincini dönüştürmeyi amaçlayan zihinsel, ahlaki ve bedensel bir eğitim sürecini ifade eder. Yoga’nın amacı, zihnin dalgalanmalarını (çitta-vṛtti) durdurarak bireysel bilincin (Purusha) mutlak bilinçle (Īşvara) birleşmesini sağlamaktır. Bu süreç sekiz aşamalı bir sistem olarak açıklanır: yama, niyama, āsana, prāṇāyāma, pratyāhāra, dhāraṇā, dhyāna ve samādhi. Böylece Yoga, Sāṃkhya’nın teorik bilgisini eyleme, deneyime ve ruhsal disipline dönüştüren yönüyle tamamlayıcı nitelik taşır. Sāṃkhya bilgi, Yoga ise uygulamadır; biri olmadan diğeri eksik kalır. Sāmkhya hakkında Īşvarakrishna tarafından yazılmış temel metin olan Sāmkhyakārikā’nın 21. beytinde bu ikisi “birbirine ihtiyaç duyan bir kör ile topala” benzetilmiştir (Kaya, 2019, s. 65). Bilgi, eyleme dönüşmedikçe anlamını yitirir; eylem de bilgiye dayanmadan yönsüz kalır. Bu nedenle iki sistem, tıpkı Nyāya–Vaişeshika ve Mīmāṃsā–Vedānta ikililerinde olduğu gibi, bütünsel bir dünya görüşü oluşturur. Her iki sistem de başlangıçta dini düşünce içinde filizlenmiş, zamanla felsefi derinliğe kavuşmuştur. Öte yandan bunların başlangıçta tanrısız felsefeler olup sonradan tanrılı hale getirildikleri de öne sürülür. Bhagavadgītā gibi kutsal metinlerde Sāṃkhya-Yoga anlayışına geniş bir biçimde yer verilerek; bunlardan bilgi ve eylemin birlikteliği, insanın kurtuluşa ulaşmasındaki iki temel yol olarak vurgulanmıştır. Bilginin eylemle bütünleştiği bu sistem, insanın içe dönüşümünü merkeze alır. Günümüzde de hem felsefi düşünce hem de modern ruhsal pratikler (örneğin meditasyon ve farkındalık çalışmaları) açısından etkisini sürdürmektedir.
Bhagavadgītā’nın II, 48-49. bölümünde Yoga’dan şöyle bahsedilmektedir: “...Bencil bağlılıkları bırakarak işini Yoga huzuru ile yap! Başarı ve başarısızlık bir olsun; Yoga hep aynı kalan huzur durumudur” ya da “Bu bilgelikle kişi iyi yapılmış, kötü yapılmış diye bir şey tanımaz; o yüzden Yoga için çabala, Yoga işlerdeki akıllılıktır” (Kaya, 2018, s. 58-59). Bu ifadelerde Tanrı inancına doğrudan bir gönderme yoktur. Yoga burada, kişinin eylemlerinde dengeyi ve zihinsel sükûneti koruması anlamına gelir. ‘Başarı’ ve ‘başarısızlık’ kavramlarını eşitlemek, eylemleri sonuca değil niyete ve bilinç hâline dayandırmak demektir. Bu yönüyle Yoga, etik ve psikolojik bir disiplin olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla burada Yoga, dinî ibadet değil, insanın kendi özgürleşme yöntemi olarak tanımlanır. Bu anlayış, Sāṃkhya-Yoga sisteminin tanrısız (nontheistic) yönünü yansıtır; bilgi (cñāna) ve farkındalık, kurtuluşun merkezindedir. Ancak Bhagavadgītā’nın ilerleyen bölümlerinde Yoga, daha teistik bir anlam kazanır; “Bana her zaman derin düşünceyle bağlı olup, sevgiyle tapanlara, bana ulaşabilecekleri Yoga bilgeliğini bahşederim” (Kaya, 2018, s. 122). Bu cümlede Yoga, artık yalnızca iç denge ya da zihinsel disiplin değil, doğrudan Tanrı’ya yönelmiş bir sevgi ve bağlılık hâline gelmiştir. Burada ‘ben’ ifadesi tanrı Kṛishṇa’yı, dolayısıyla ilahi bilinci temsil eder. “Bana ulaşabilecekleri Yoga bilgeliği” ifadesi, kişinin kurtuluşa yalnız kendi çabasıyla değil, Tanrı’nın lütfuyla da erişebileceği inancını vurgular. Böylece Yoga, mistik bir birleşme anlamı kazanır. Yine benzer biçimde, başka bir yerde şöyle geçmektedir: “Bu güçlü yogayı bilen, benim gerçekliğimi bilir. O kişi, hiç değişmeyen Yoga ile bağlı olduğu yerde, bütün şüphelerinden kurtulmuş olur.” (Kaya, 2018, s. 121). Burada da Yoga, tanrısal bilgiyle (İng. divine knowledge) özdeşleştirilmiştir. “Benim gerçekliğimi bilir” (mama yo vetti tatvatah) ifadesi, bilginin artık soyut bir kavramsal çözümleme değil, Tanrı’nın hakikatine yönelen bir bilgelik olduğunu gösterir. Bu yorum, Vedāntik düşünceyle örtüşerek insanın kendi bilincini (Ātman), nihayetinde Tanrı’nın özü (Brahman) ile bir olduğunu gösterir. Bu beyitler birlikte ele alındığında şu sonuç ortaya çıkar; Bhagavadgītā’da Yoga kavramı iki düzlemde yorumlanır, Felsefi-etik düzlemde Yoga, eylemde dengeyi, zihinsel dinginliği ve özdenetimi ifade eder. Bu bağlamda Tanrı kavramından bağımsızdır; bireysel bilincin olgunlaşmasına yöneliktir. Dini-mistik düzlemde ise Yoga, Tanrı’ya (Kṛishṇa’ya) sevgiyle bağlanma ve O’nunla bir olma hâlidir. Burada bilgi (cñāna), eylem (karma) ve sevgi (bhakti) birleşir. Bu iki anlayış, Hint felsefesinin özgün karakterini açık biçimde ortaya koyarak dini inanç ile felsefi düşünce arasında kesin bir ayrım değil, karşılıklı beslenme ilişkisini ortaya çıkarır. Böylece Yoga hem insanın kendi doğasını anlamasına hem de Tanrı’nın hakikatine yaklaşmasına hizmet eder.
KAYNAKÇA
Bernard, T. (1999). Hindu Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers
Bhagavadgita. (2018). Çev. Korhan Kaya. İstanbul: Sujala Yayıncılık.
Chatterjee, S., Datta, D. (2016). An Introduction to Indian Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers.
Eliade, M. (2013). Yoga ‘Ölümsüzlük ve Özgürlük’. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Hiriyanna, M. (2015). The Essentials of Indian Philosophy. Delhi: Motilal Banarsidass Publishers.
Kaya, K. (2016). Hint Felsefesinin Temelleri. Ankara: Doğu-Batı Yayınları.
Macdonell, A. A. (1929). A Practical Sanskrit Dictionary With Transliteration, Accentuation, And Etymological Analysis Throughout. London: Oxford University Press.
Patancali. (2018). Yogasūtra. İstanbul: Sujala Yayıncılık.
Yazar : Esra BÜYÜKBAHÇECİ (Ankara Üniversitesi)