Schelling, Friedrich
Yaşamı ve eserleri. Alman İdealizminin önemli isimlerinden biri olan Schelling, 27 Ocak 1775’de Leonberg’de doğmuştur. 1790’da henüz 15 yaşında iken Tübinger Evangelische Stift’e (Tübingen Evanjelik Derneği) kabul edilmiş ve burada Hegel ve Hölderlin ile yakın arkadaş olmuştur. 1792’de Felsefe Yüksek Lisansını bitiren Schelling, 1793’te Über die Mythen (Mitler Üzerine) adlı bir deneme ile 1794’te Über die Möglichkeit einer Form der Philosophie überhaupt (Genel olarak Bir Felsefe Biçiminin Olanağı Üzerine) adlı bir makale yayınlamıştır. 1795’te ise Vom Ich als Prinzip der Philosophie oder über das Unbedingte im menschlichen Wissen’ı (Felsefenin ilkesi Olarak ‘Ben’ ya da İnsan Bilgisindeki Koşulsuz Üzerine) ve Philosophische Briefe über Dogmatismus und Kritizismus’u (Dogmatizm ve Eleştiricilik Üzerine Felsefi Mektuplar) yayınlamış, ardından ruhani paternalizmi eleştirdiği teoloji tezini yazmıştır.
1796-1798 tarihleri arasında Leipzig Üniversitesi’nde çalışmıştır. 1798’de yayınlamış olduğu Von der Weltseele (Dünya Ruhu Üzerine) adlı çalışmasıyla Goethe’nin dikkatini çekmiş ve aynı yıl Goethe aracılığı ile Jena üniversitesine profesör olarak atanmıştır. Burada Fichte ve Schiller’in desteğini alarak çalışmalarına devam etmiştir. 1799’da Erster Entwurf eines Systems der Naturphilosophie (Bir Doğa Felsefesi Sisteminin İlk Taslağı) ve Einleitung zu seinem Entwurf eines Systems der Naturphilosophie oder über den Begriff der spekülativen Physik (Bir Doğa Felsefesi Sisteminin Taslağına Giriş ya da Spekülatif Fizik Kavramı Üzerine), 1800’de System des transzendentalen Idealismus (Transandantal İdealizm Sistemi) adlı çalışmalarını yayınlamıştır. 1802-1803 yılları arasında Hegel ile Eleştirel Felsefe Dergisi’ni yayınlayan Schelling’in Jena’daki kişisel ve edebi anlaşmazlıkları 1803’de Würzburg'da felsefe profesörlüğünü kabul etmesine yol açmıştır. Burada 1804’te Philosophie und Religion (Felsefe ve Din) adlı çalışmasını yayınlamıştır. 1806’da Münih’e giderek Bavyera Bilimler Akademisi üyesi ve yeni kurulan Güzel Sanatlar Akademisi’nin Genel Sekreteri olmuştur. 1809’da Philosophische Untersuchungen über das Wesen der menschlichen Freiheit (İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine Felsefi Araştırmalar) adlı son büyük çalışmasını yayınlamıştır. 1820’de sağlık sorunları nedeniyle Erlangen’e gitmiş ve 1827’ye kadar buradaki üniversitede dersler vermiştir. 1827’de ise kral I. Ludwig tarafından Münih Üniversitesi’ne atanmıştır. Aynı zamanda, Münih Bilimler Akademisi’nin de müdürü olmuştur. 1841’de ise Berlin’e giderek Hegel’den boşalan kürsüye geçmiştir.
Schelling, 20 Ağustos 1854’te Bad Ragaz’da ölmüştür. Ölümünden sonra Philosophie der Offenbarung (Tanrısal Bildiriş Felsefesi) ve Philosophie der Mythologie (Mitoloji Felsefesi) adlı çalışmaları yayınlanmıştır.
Felsefesi. Schelling felsefi gelişimi boyunca doğa felsefesi, transandantal idealizm felsefesi, özdeşlik felsefesi ile din ve mitoloji felsefesi üzerine yaptığı çalışmalarla ardında büyük bir sistem bırakmıştır. Erken dönem çalışmaları, bir yandan Fichte’nin felsefesinin açık etkisine işaret ederken, diğer yandan daha bu dönemde Fichte’nin felsefesiyle tamamen eleştirel bir ilişki içinde olduğunu ortaya koyar.
Schelling doğayı Fichte’de olduğu gibi ideal-öznel yanıyla anlamak yerine, büyük bir organizma olarak görür ve onun teleolojik ve baştan aşağı düzenli bir yapı olduğunu belirtir. Schelling’e göre, doğanın, tinin “üretici gücü” ile eşitlenebilecek ve yükselen bir aşamalar dizisi içinde kendini “tinselleştirmeye” devam eden içsel bir örgütlenme dürtüsü vardır. Doğa böylece nesnelleşmiş Tin ve onun sembolik imgesi olarak anlaşılmalıdır, bu onun varlığının bir gereğidir. Çünkü Tin, kendisini ancak doğada ve doğa biçiminde nesnelleşmiş olarak kavrayabilir. Maddede tezahür eden nesnelleşmiş ideallik ve ulaşılmış gerçeklik olarak doğa, Tinin kendisinden ayrılamaz, çünkü Tinin baktığı şey her zaman kendi gelişen doğasıdır. Schelling’e göre doğa, sadece Tinin nesnel, yani bilinçsiz yanını sembolize etmekle kalmaz, aynı zamanda içsel örgütlenme ilkesinde onun kendi öz-bilincine doğru ardışık gelişiminin ayna görüntüsüdür. Bu düşünceleriyle Schelling, Fichte’nin felsefesinden koparak Alman İdealizmi içinde bağımsız bir teori kurmuş olur. Artık doğa salt karşıt bir “Ben-olmayan” değil, kendi kendini oluşturan ve yapılandıran bir güç ve kendine dönen Tinin oluşum sürecinin bir ifadesidir.
Schelling’in transandantal felsefedeki çabası, varlıkları için birbirlerini gerekli kılan özne ve nesnenin tekabüliyetinin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilmektir. Bunu açıklığa kavuşturmayı felsefenin bir görevi olarak gören Schelling’e göre felsefe, “öz-bilincin devam eden tarihi”dir. “Özbilincin tarihi” olarak anladığı şey, refleksif bir yapıya sahip olan, hareketsiz değil, eylem ya da ebedi oluş olarak anlaşılması gereken Mutlak’ın yani Tinin nesnelleşmesidir. Tinin kendini nesnelleştirmesi başlangıcı doğa ve son noktası saf öz-bilinç olan sonsuz bir eylemler dizisidir. Tin, doğadan soyutlanma eyleminde nihayet ona ulaşmak ve onda kendisinin bilincine erişmek için doğanın oluşumu sırasında ona doğru çabalar. “Ben”den hareket eden Schelling için başlangıçta bölünmemiş olan “Ben”, doğanın her bir yeni aşamasında bölünmektedir. Schelling, doğa dünyasını oluşturan sürecin her aşamasının bilinçdışı olduğunu ve zamanla sırasıyla organik doğaya, bilince ve özbilince yol açtığını belirtir. Bu süreç Schelling tarafından Mutlak’ın giderek daha fazla açığa çıkan bir ifşası olarak düşünülür. Schelling, Mutlak olanı görebilmenin, yani mutlağa ulaşabilmenin yolunun sanat olduğunu belirtir ve onu “felsefenin organı” olarak görür. Böylece felsefeyi estetik bir yöne çevirir. “Felsefenin organı” olarak sanat kavramı, sanatın hakikate ulaşma aracı olması, sanatın hakikat statüsüne sahip olması, sanat ve felsefede Romantizmin temel unsurlarından biri haline gelir.
Schelling’in özdeşlik felsefesi, özbilinci başlangıç olarak değil bir sonuç olarak gören ve dolayısıyla Ben’in tüm sistemin yaratıcı bir unsuru olamayacağı anlayışına dayanır. Schelling böylece Fichte’nin öznel idealizminden farkını ortaya koymuş olur, çünkü Fichte doğayı sadece yaratıcı özneyle ilişkilendirir ve böylece onu insanın yaratıcı etkinliğine indirgemiş olur. Schelling için düşünen “Ben”den kaçınmak önemlidir. Bununla birlikte onun “karşıtı” da ortadan kaldırılmış olur. Bu şekilde tam da öznel ve nesnel olanın belirsizlik noktasına düşen gerçek “Kendinde” (An-sich) ortaya çıkar. Bu, öznel ve nesnel olanın birliği anlamına gelir. Ona göre, birlik aynı zamanda çokluk olan şeydir, çokluk da birlik olan şey. Varlık, bu zorunlu birliği ve çokluğu içinde barındırandır. Mutlak özdeşlik, varlığın iki yönü arasındaki bağlantıdır.
Son dönem Schelling felsefesi eski negatif felsefesinden, mistik, pozitif felsefeye doğru bir değişim yaşamıştır. Son dönemlerinde verdiği “Mitoloji Felsefesi” ve “Din Felsefesi” dersleri ve onlara yönelişinin altında Hıristiyanlığın doktrinlerine felsefi olarak nüfuz etme fikri yatmaktadır. Burada akla dair şüphe ana fikri oluşturur. Pozitif felsefe ancak negatif felsefe önkoşuluyla, yani “Ben”in kendi kesinliği içinde kendini kuramayacağı ve bu nedenle Tanrı’nın mutlak aşkınlığını varsayması gerektiği anlayışıyla mümkündür.
KAYNAKÇA
Jahn, Bruno. “Schelling, Freidrich Wilhelm Joseph von”. Biographische Enzyklopädie deutschsprachiger Philosophen. S. 364-365. München: Saur, 2001.
Mittelstraß, Jürgen. “Schelling, Freidrich Wilhelm Joseph”. Enzyklopädie Philosophie und Wissenschaftstheorie P-So: 691-697. Stuttgart/Weimar: J.B. Metzler, 1995.
Sandkühler, Hans Jörg. Handbuch Deutscher Idealismus. Stuttgart/Weimar: J.B. Metzler, 2005.
Schelling, Friedrich. System des transzendentalen Idealismus, Düzenleyen: Walter E. Ehrhardt. Hamburg: Felix Meiner Verlag, 2020.
Schelling, Friedrich. “Darstellung meines Systems der Philosophie 1801”. Schriften 1801 “Darstellung meines Systems der Philosophie” und andere Texte içinde, 107- 213. Hazırlayan Manfred Durner. Stuttgart: Frommann-Holzboog, 2009.
Yazar : Elif DÜZGÜN (Erzurum Teknik Üniversitesi)