sınır

[Yun. peras - πέρας; synoros - σύνορος] [Lat. limbus, limes, terminus] [İng. boundary, limit, border, frontier] [Fr. limite, frontière] [Alm. Grenze, Schranke] [Ar. hadd[Es. T. hat, hudut]

1)(Kökeni ve Genel TanımıK): Yunanca’da sınır anlamına gelen peras’ın yanı sıra Eski Yunanca’da horismos, sınırlamak, tanımlamak, ilke, ufuk çizgisi anlamlarına gelmektedir.  Eski Yunanca sýnoros; komşu, sınırdaş sözcüğünden türeyen sinoro(n); sınır ülkesi, serhat, uç anlamına gelmektedir. Latince’de ise; sınır anlamına gelen limbus, ülkeler arasındaki sınır anlamına gelen limen ve iki alan arasındaki sınır çizgisi anlamına gelen limes kullanılmaktadır. Tarlanın sınır taşı anlamına gelen terminus, aynı zamanda Roma mitolojisinde sınır tanrısının adıdır. İngilizce’de boundary; sınır, ölçü, toprağın iyi belirlenmiş parçası ve ahlaki yükümlülük anlamlarına gelirken, limit; sınır, eşik, sabitleme noktası, finite bir sona sahip olmak, infinite sınırsız anlamlarına gelmektedir. Border; siyasi birimin egemenlik alanını sınırlayan hat, frontier ise bilinmeyen tarafından çevrili olan, ilimde keşif sahası ve bilginin uzandığı sınır anlamlarında kullanılmaktadır. Almancada sınır anlamına gelen kelimelerden biri olan Grenze, aşılamayan son çizgi anlamının yanı sıra nereye kadar gideceğini, neler yapabileceğini bilmek anlamlarına da gelmektedir. Luther’in İncil çevirisinde sınır kavramı için kullandığı Grenze kelimesinin Almancadaki kullanımının yaygınlaşmasına sebep olduğu bilinmektedir. Schranke ise; kısıt, açılır-kapanır engel, ahlaki sınırlar bağlamında birine haddini bildirmek anlamlarında kullanılmaktadır. Schranke, 18. yüzyılda mahkeme metaforlarında; engel, kısıtlama ve bariyer gibi anlamlarda kullanılırken, 17-19. yüzyıllar arasında; birine sosyal ve ahlaki sınırlarını hatırlatmak anlamlarında da kullanılmıştır. Schiller, yetkisi herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan tek varlığın Tanrı olduğunu ifade ederken Schranke kelimesini kullanmayı tercih etmiştir.  Türkçe’de sınır; iki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi; hudut, bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer anlamlarına gelmektedir. Eski Yunanca’da sınır anlamına gelen synoros ve sinoron sözcüğünün değişerek Türkçe’ye geçtiği düşünülmektedir. Arapça’da ise sınır, uç, bitim yeri, kıyı anlamlarına gelen hadd kelimesinin çoğul hali hudûd’tur. Aynı zamanda değer ve ceza anlamlarına da gelen hadd, insanın yetki ve değeri anlamında da kullanılmaktadır.

2)(Tarihsel Gelişimi): Antik Yunan düşüncesindeki sınır, biçimi mümkün kılan unsur iken sınırsızlık; biçimsizliği ve belirsizliği ifade etmektedir. Sınırsız olanı sınırlayarak ona biçim vermek, kaostan kosmosa geçişi çağrıştırmaktadır. Sokrates’in, üzerinde ‘Ben agoranın sınır taşıyım’ yazan ve özel mülkiyet ile kamusal alan olan agora arasında konumlanan bir sınır taşı üzerinde gençlerle felsefe tartışmaları yaptığı rivayet edilmektedir. Delphi Tapınağı’nın girişinde yazan gnōthi seauton ifadesini ise; kendini bil, sınırlarını bil, ölçülü ol anlamlarında yorumlamak mümkündür. Anaksimandros’ta, apeiron; içsel belirlenim ve sınırların yokluğu anlamına gelirken Herakleitos’ta sınır, yasa (nomos) ile ilişkilendirilmiştir. Euclides geometrisinden hareketle sınır, bir cismin yüzeyini belirleyen unsur olarak kabul edilmiştir. Platon’a göre form, bir cismin vardığı sınırdır. Sınır (peras) kavramı, Aristoteles’in Metafizik adlı eserindeki karşıtlar tablosunun en başında yer almaktadır. Aristoteles’e göre zaman, tıpkı mekân gibi, sürekli ve kesintisiz bir nicelik olduğundan tanımlanamaz olan kavramlar arasındadır. Aristoteles’e göre tanımlama (Lat. determinatio) sınırlamayı gerektirir ve bir şeyin sınırı ile onun hakkında sahip olduğumuz bilginin sınırı arasında özdeşlik vardır.

Leonardo da Vinci; ‘nerede biçim varsa orada sınır vardır’ cümlesi ile sınır ve biçim arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Tanrı için sonsuz (infinitum), evren için sınırsız (interminatum) terimini kullanan Cusanus ise Tanrı’nın sonsuz olması nedeniyle insan için tanımlanamaz olduğunu ifade etmiştir.  Descartes, insan bilgisinin sınırlarının nereye kadar uzandığını araştırmaktan daha önemli bir şey olmadığını ileri sürerken, Spinoza sınırlı bir varlık olan insanın, doğası tarafından belirlendiğine (determine) ve her belirlenimin aynı zamanda bir olumsuzlama olduğuna dikkat çekmektedir. Hobbes ise sınır kavramını; Leviathan’da doğal haklar, özgürlükler, hukuk ve mutlak egemenlik ile ilişkilendirmektedir. Hobbes’a göre yasanın amacı, insanın doğal özgürlüğünün toplum yasalarınca sınırlandırılmasıdır. Rousseau, sınır ve özel mülkiyet arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Burası bana aittir!’ diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk kişinin özel mülkiyetin ve dolayısıyla uygarlığın kurucusu olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Rousseau, bazı insanların diğerlerini yoksullaştıracak kadar çok mülke sahibi olmasının yol açtığı sorunların, mülkiyet hakkının sınırlandırılması ile giderilebileceğini savunmaktadır.

Bilginin sınırlarına ilişkin ilk kapsamlı çalışma olarak kabul edilen İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme adlı eserinde Locke, bilgi ve bilgi olmayanı birbirinden ayırarak bilginin sınırlarını belirlemeyi amaçlamıştır. Bilginin kaynağını deneyimle sınırlayan Hume ise zihnin sınırlılığını kavramanın yolunun yine olgulara bakmaktan geçtiğini savunmaktadır.  Kant, insan aklının coğrafyacılarından biri olarak gördüğü Hume’un sınır çizme girişimini takdir etse de tamamlanmamış bularak eleştirmiştir. Kant’a göre Hume, anlama yetisini yalnızca kısıtlamış (Alm. Schranke, İng. limit), ancak anlama yetisine sınır (Alm. Grenze, İng. boundary) çizememiştir. Bu nedenle Kant’a göre Hume’un ulaştığı yer (Yun. topos); insan aklı için yerleşilebilecek bir yer değil, sadece dinlenilebilecek bir yerdir. Kant, aklın bir tür topografyasını belirleme girişiminde bulunduğundan sınır metaforuna da sıklıkla başvurmuştur. Geleneksel metafiziğin durumunu kıyısız-fenersiz bir okyanusta kaybolmaya benzeten Kant, eleştirel felsefe ile aklın deneyimden bağımsız kullanımına çizdiği sınırlar sayesinde bilginin güvenle yerleşilebilecek alanının sınırlarını da belirlemeyi amaçlamıştır.

Kant’ın sınır anlayışından farklı olarak Fichte’de sınır; özneye içkin, dinamik bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır Fichte ile sınır kavramı yeni bir anlam kazanarak dünyanın ve öznenin karşıtlığı içinde üretici bir işlev kazanmıştır. Schelling’e göre ise doğa ve özgürlük arasında keskin bir sınır yoktur, bunlar gerçekliğin farklı görünümleridir. Hegel’e göre sınır, varlığı sonlu kılarken aynı zamanda kendi aşılmasını da zorunlu kılmaktadır. Çünkü “Sınırını gören şey, sınırı aşmaya da yönelir.” Varoluşsal sınır durumlara odaklanan Kierkegaard’a göre özgürlük; ölüm, kaygı, günah gibi varoluşsal sınır deneyimlerinde açığa çıkmaktadır. Heidegger’e göre Dasein’ın sınırı ölüme-doğru-olmadır. Böylece sınır kavramı Heidegger ile birlikte epistemolojik olmaktan çok ontolojik bir sınıra dönüşmüştür. Husserl’de sınır, tecrübeyi kısıtlayan değil, tecrübenin “ufku”nu açan bir karakter kazanmıştır. Derrida’ya göre hiçbir sınır kesin değilken, Levinas’a göre sınır, bilginin değil ahlaki sorumluluğun kurulduğu alandır. Agamben ise politik olanın istisna hâli üzerinden sınırı hem kurduğunu hem de askıya aldığını ileri sürmüştür.

KAYNAKÇA

Dürüşken, Çiğdem, Antik Çağ’da Yaşamın ve Ölümün Bilinmezine Yolculuk-Roma’nın Gizem Dinleri, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000

Grimm, Jacob & Grimm, Wilhelm, Deutsches Wörterbuch, Leipzig 1854-1961, http://woerterbuchnetz.de/cgi-bin/WBNetz/wbgui_py?sigle=DWB, (Erişim Tarihi: 15.11.2025)

Kabaağaç, Sina, Alova & Erdal, Latince Türkçe Sözlük, İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1995

Lang, Mabel, The Athenian Citizen Democracy in the Athenian Agora, Ed: John McK. Camp, New Jersey: American School of Classical Studies at Athens, 2004

Pehlivan, Ebru, “Kant’ın Eleştiri Öncesi Dönem Eserlerinde Sınır Kavramı”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Arkivi, İstanbul, Sayı:47, 2017/II, (42-66)

Pehlivan, Ebru, Kant’ta Eleştiri ve Sınır Kavramları Üzerine Bir İnceleme, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Anabilim Dalı, Danışman: Prof. Dr. Cengiz Çakmak, İstanbul, 2020

Pehlivan, Ebru, “Kant’ta Sınırın İki Yüzü: Grenze ve Schranke”, Sofist Uluslararası Felsefe Dergisi, Sayı: 7, Ekim 2023, (95-122)

Peters, Francis E., Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü-Tarihsel Bir Okuma, Çev. ve Haz. Hakkı Hünler, İstanbul: Paradigma Yayınları, 2004

Rousseau, Jean-Jacques. İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, Çev: R.Nuri İleri, İstanbul: Say Yayınevi, 8.Baskı, 2004

Spinoza, Ethica Letter, The Chief Works of Benedict De Spinoza, De Intellectus Emandatione, Vol. II, Çev. R.H.M., Elwes, Londra: G. Bell and Sons, 1919

Yazar : Ebru PEHLİVAN SARI (Dr.)