zeka
[Tr. Alt. anlak] [Alm. Intelligenz] [İng., Fr. intelligence] [Lat. intelligentia] [es. t. zekâ]
Tanım. Genel anlamıyla bir canlının çevresine uyum sağlama, sorun çözme, akıl yürütme, deneyimlerinden öğrenme ve değişen koşullara esnek biçimde yanıt verebilme kapasitesidir. Felsefi açıdan zekâ, insanın kendini, dünyayı ve diğer bilinçli varlıkları anlama biçimini belirleyen temel bir kavram olup epistemoloji, zihin felsefesi, etik ve ontolojiyle yakından ilişkilidir. Tarih boyunca zekânın kaynağı, yapısı ve sınırlarına dair farklı görüşler geliştirilmiş olup modern dönemde psikoloji, nörobilim ve bilgisayar bilimlerinin katkılarıyla kavram daha da genişlemiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojileriyle birlikte zekâ kavramı yalnızca biyolojik varlıklara değil, makinelerin yeteneklerine ilişkin tartışmaların da merkezine yerleşmiştir.
Antik ve Orta çağ Yaklaşımları. Platon zekâyı (nous) ruhun en yetkin kısmı olarak görür ve ideaların bilgisine ulaşmayı sağlayan en yüksek bilişsel yeti olarak tanımlar. Aristoteles ise zekâyı etkin akıl ve edilgen akıl ayrımıyla açıklar; böylece zekâ hem potansiyel hem de yaratıcı bir kapasite olarak ele alınır. Bu ayrım özellikle İslam düşünürlerinden Farabi ve İbn Sina tarafından geliştirilmiş ve insan zekâsının faal akılla ilişki içinde etkinleştiği ileri sürülmüştür. İbn Sina’ya göre zekâ doğuştan potansiyeldir; eğitim, deneyim ve kozmik aklın etkisiyle yetkin hale gelir.
Hıristiyan orta çağ düşüncesinde Thomas Aquinas zekâyı Tanrı tarafından insana verilen akli yeti olarak yorumlar. Bu dönemde zekâ ahlaki doğruluğun bir koşulu olarak değerlendirilmiş, bilme ile iyi eyleme yönelme arasındaki bağ vurgulanmıştır.
Modern Dönem Yaklaşımları. Descartes zekâyı zihnin özsel niteliği olan düşünme kapasitesiyle özdeşleştirir ve zekâyı insana özgü ruhsal bir yeti olarak konumlandırır. Buna karşılık John Locke ve David Hume gibi empiristler zekâyı deneyime dayalı bir edinim olarak görür ve öğrenme, alışkanlık ve duyusal veriler zekânın temelini oluşturur. Locke, “boş levha” (tabula rasa) anlayışı, zekanın çevresel etkilerle şekillenen bir potansiyel olduğunu savunur.
Kant’a göre zekâ, deneyimi mümkün kılan a priori kategoriler aracılığıyla işleyen, dünyayı düzenleyen bir yetidir. Böylece zekâ sadece alıcı değil, deneyimi kuran etkin bir ilkedir. 19. yüzyılda Charles Darwin’in evrim kuramı zekâyı biyolojik uyumun sonucu olarak konumlandırmış ve türlerin çevreye verdiği uyarlanabilir tepkilerin evrimsel avantaj sağladığı ileri sürülmüştür. Bu yaklaşım çağdaş evrimsel psikolojiye ve nörobilimin gelişimine zemin hazırlamıştır.
20.Yüzyıl ve Bilişsel Yaklaşımlar. 20.yüzyılın başlarında Alfred Binet ve Lewis Terman zekâyı ölçülebilir bir özellik olarak kabul etmiş ve IQ (Intelligence Quotient) testlerini geliştirmiştir. Bu yaklaşım zekâyı tekil bir bilişsel kapasiteye indirgerken kısa sürede eleştirilmiş ve kültürel önyargılar ve bireysel farklılıkları göz ardı ettiği ileri sürülmüştür.
Howard Gardner’ın “Çoklu Zekâ Teorisi” (Theory of Multiple Intelligences) dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-uzamsal, bedensel-kinestetik, müziksel ritmik, sosyal, içsel ve doğa zekâsı gibi farklı türlerin varlığını savunarak tekil zekâ anlayışını reddetmiştir. Robert Sternberg’in “Başarılı Üçlü Zekâ Kuramı” (Triarchic Theory of Successful Intelligence) ise analitik, yaratıcı ve pratik zekâ ayrımıyla bireylerin gerçek yaşam problemlerini çözme biçimlerini öne çıkarmıştır.
Bilişsel bilimde zekâ, örüntü tanıma, bellek kapasitesi, dikkat kontrolü, karar alma ve problem çözme stratejileri gibi bilişsel süreçlerin bütünsel bir işlevi olarak ele alınır. Bu çerçevede zekâ, tek bir ölçütten ziyade çok boyutlu bir bilişsel performans olarak tanımlanır.
Zekâ ve Yapay Zekâ. Alan Turing 1950 tarihli Computing Machinery and Intelligence adlı makalesinde zekânın sadece insana özgü olup olmadığını sorgular ve kendi ismiyle anılan bir test (Turing Testi) önerir. Buna göre bir makine insanla ayırt edilmeyecek biçimde iletişim kurabiliyorsa makineye zekâ atfedilebilir. Bu görüş, zekâyı dışa vurulan performans üzerinden değerlendiren işlevselci bir anlayışa dayanır.
John Searle’ün 1980 tarihli “Çince Odası Argümanı” (Chinese Room Argument) bu yaklaşıma karşı çıkar. Searle’e göre bir makine sembolleri doğru biçimde işleyebilir ancak bu gerçek anlamaya eşit değildir. Anlam ve niyetlilik sadece biyolojik sistemlerde ortaya çıkan fenomenlerdir. Bu tartışmalar “bilinç”, “anlam”, “niyet” gibi kavramların yapay sistemlere uygulanabilirliğini sorgulayan güncel felsefi tartışmaların temelini oluşturur.
Eleştiriler. Zekâ kavramı tarihsel olarak çoğu kez Batı merkezli ölçütlerle tanımlandığı için kültürel görecelilik temel bir eleştiri alanıdır. Farklı toplumlarda hayatta kalma becerileri, topluluk bilinci veya sezgisel bilgi zekâ göstergesi olarak görülse de bunlar standart testlerde görünmez. Feminist epistemoloji ve eleştirel teori, zekâ tanımlarının toplumsal cinsiyet, sınıf ve kültürel iktidar ilişkileriyle iç içe geçtiğini savunur. Buna göre zekâ sadece bireysel bir yeti değil, toplumsal ve kültürel bağlamın şekillendirdiği bir kapasitedir.
KAYNAKÇA
Cevizci, Ahmet. İlkçağ Felsefesi. İstanbul: Say Yayınları. 2016.
Cevizci, Ahmet. Ortaçağ Felsefesi. İstanbul: Say Yayınları. 2023.
Cevizci, Ahmet. Aydınlanma Felsefesi. İstanbul: Say Yayınları. 2023.
Gardner, Howard. Frames of Mind: A Theory of Multiple Intelligences. New York: Basic Books, 1983.
Kant, Immanuel. Saf Aklın Eleştirisi. Çeviren Naci Pektaş. Ankara: Gece Kitaplığı, 2022.
Searle, John Rogers. “Minds, Brains, and Programs”. Behavioral and Brain Sciences 3, no. 3 (1980): 417-457.
Searle, John Rogers. The Rediscovery of the Mind. Cambridge, Mass.: MIT Press, 1992.
Sternberg, Bradley Francis. Beyond IQ: A Triarchic Theory of Human Intelligence. Camrbidge: Cambridge University Press. 1985.
Thagard, Paul. “Cognitive Science”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy. https://plato.stanford.edu/entries/cognitive-science/. çevrimiçi 31 Ocak 2023.
Turing, Alan. “Computing Machinery and Intelligence”. Mind 59, no. 236 (1950): 433-460.
Yazar : Sıla ÖZDEMİR GIULIANI (Erzurum Teknik Üniversitesi)